İş seyahatinden döndüğümde eşimi ve bebeğimi ölümün eşiğinde buldum

O hafta şehrin başka bir semtinde küçük bir daire tuttum. Eşyaları sattım, işten izin aldım, vardiyalarımı düzenledim. İlk kez herkesi memnun etmeyi bırakıp asıl yapmam gerekeni yaptım: Karımı ve oğlumu korumak. Selin’in iyileşmesi aylar sürdü. Önce görünen yaralar kapandı. Bileklerindeki morluklar geçti. Ateş düşmüştü. Yine yemek yiyor, biraz uyuyabiliyordu. Ama korku daha yavaş geçti. Kapı zili çalsa sararıyordu. Biri Can’ı nasıl tuttuğunu eleştirse susuyordu. Aileden biri arasa bana “yine beni yalnız mı bırakacaksın?” diye bakıyordu. Güvenini yeniden kazanmak zorunda kaldım. Sözle değil, davranışlarla. Onları savunan herkesi engelledim. Kilitleri değiştirdim. Terapiye gittim. Selin’in her doktor randevusuna eşlik ettim. Can’ı yıkamayı, biberon hazırlamayı öğrendim. Karımın yalvarmadan dinlenmeye ihtiyacı olduğunu anlamayı öğrendim. Bir gün bebek kıyafetlerini katlarken sessizce dedi ki: “Beni en çok üzen annen değildi.” Baktım. “Senin benim korkumu abartı sanmandı.” Savunmam yoktu. Sadece: “Biliyorum. Bunu ömür boyu taşıyacağım” dedim. Dava neredeyse bir yıl sonra görüldü. Savcılık tıbbi raporları, fotoğrafları, mesajları, ses kayıtlarını ve tanık beyanlarını sundu. Dr. Öztürk, daha geç gitseydik Can’ın kalıcı hasar görebileceğini söyledi. Avukat Demir mesajların planlı manipülasyon ve gizleme içerdiğini anlattı. Elif daha az ceza alsın diye işbirliği yaptı. Duruşmada ağlayarak özür diledi. Selin kıpırdamadan dinledi. Annem asla özür dilemedi. Hatta hâkimin önünde bile “anne sevgisiyle yaptığını” söyledi. Hâkim inanmadı. Şiddetli aile içi şiddet, yaralama, hürriyeti tahdit ve çocuğu tehlikeye atma suçlarından suçlu bulundu. Elif işbirliği nedeniyle daha hafif ceza aldı. Annem götürülürken yine bağırdı: “Emre! Ben senin annenim!” Son kez baktım: “Bir anne, oğlunun ailesini kontrol edemediği için yok etmez.” Ve gittim. Şimdi Can iki yaşında. Başka bir şehirde mütevazı bir evde yaşıyoruz. Ne büyük ne lüks. Ama oraya izinsiz kimse giremiyor. Kimse Selin’i aşağılayamıyor. Kimse bizim adımıza karar veremiyor. Selin daha çok gülüyor. Artık yorgun olduğu için özür dilemiyor. Can’ı taşırken eleştirilince bakışını indirmiyor. Sınırlar koyarken çekinmiyor. Bazen bahçede Can’la oynarken onu izliyorum ve izin verdiğim her şeyi düşününce içim acıyor. Çünkü şiddet her zaman ilk günden yumrukla gelmiyor. Bazen “tavsiye”, “sadece yardım etmek istiyorum”, “aile her şeyden önce” diye geliyor. Ve insan “kötü evlat” olmamak korkusuyla, koruması gereken kişiyi yalnız bırakabiliyor. Her gece Can’ı yatırırken, o İzmir’den dönerken aldığım yeşil battaniyeyle örterken aynı dersi hatırlıyorum: Aileni sevmek söylediğin laf değildir. Korktuğunda ona inanmaktır. Acı da olsa sınır koymaktır. Kan bağı, zalimliği meşrulaştırmaz. Bir kere hata yaptım. Neredeyse karımı ve oğlumu kaybediyordum. Bir daha asla.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.