Kayınvalidemin emekli maaşı yoktu

Mutfak masasının üzerindeki sarı, cılız ışığın altında nefesim boğazıma tıkandı. Gece yarısını çoktan geçmişti; evin içindeki derin sessizliği sadece eski buzdolabının tekdüze uğultusu ve kendi kalp atışlarım bölüyordu. Titreyen parmaklarımı yırtık astarın derinliklerine doğru biraz daha uzattım. Pamukların ve basma kumaşın arasına ustalıkla gizlenmiş o sert kütleyi kavradım ve yavaşça dışarı çektim. Elimde tuttuğum şey, köşeleri solmuş, kırmızı kadife bir kumaşa sarılmış, kalın sicimle defalarca düğümlenmiş ağır bir çıkındı. Masanın üzerine koyarken sanki kutsal bir emanete dokunuyormuş gibi ellerim titriyordu. Düğümleri tek tek çözdüm. Kadife kumaş açıldığında içinden iki ayrı nesne çıktı: Üzerinde eski usul bir mühür bulunan katlanmış sarı bir zarf ve altından yapılmış, kenarları el işçiliğiyle oyulmuş ağır, antika bir anahtar. Anahtarın ağırlığı avucumu doldururken zarfın üzerindeki titrek el yazısını fark ettim. Neriman annemin o zor tutan parmaklarıyla, kurşun kalemle yazılmış tek bir cümle vardı: “Yalnızca Derya açacak.” Zarfı dikkatlice yırttım. İçinden iki sayfalık mektup ve noter onaylı resmi bir tapu senedi döküldü. Kağıtların arasından burnuma eski lavanta ve tütün kokusu yayıldı; annemin kokusu. Gözlerimi silerek mektubu okumaya başladım. Sayfalar, on iki yıldır bildiğim bütün hayatı kökünden sarsacak gerçeklerle doluydu: “Güzel kızım, canım Deryam… Bu satırları okuyorsan ben artık o çok yorulduğum dünyadan göçüp gitmişim demektir. Sen beni fakir, kimsesiz, bir lokma ekmeğe muhtaç, çocuklarının kapısına bıraktığı çaresiz bir kadın bildin. Herkes beni öyle bildi. Emekli maaşım yoktu, doğru. Ama bir ömür sırtımda taşıdığım, çocuklarımdan bile saklamak zorunda kaldığım büyük bir sırrım vardı. Rahmetli baban öldüğünde bana kasabanın en değerli yerinde, dedelerinden kalma uçsuz bucaksız zeytinlikleri ve çarşı içindeki eski hanı bıraktı. Çocuklarım o zamanlar henüz çok gençti. Büyüdükçe içlerindeki hırsı, doyumsuzluğu gördüm. Ağabeylerin ve ablaların daha ben hayattayken mal kavgasına tutuştu, birbirlerinin boğazına sarıldı. Babalarının mirasını satıp savurmak, kolay yoldan zengin olmak istediler. O gün anladım ki ben onlara bu mülkleri verirsem sadece babalarının emeğini yok etmeyecekler, birbirlerini de tüketeceklerdi. Yıllar önce her şeyi gizlice sattım. Parasını dönüştürüp şehrin en işlek caddesindeki o koca iş merkezinin hisselerine ve bankadaki kasaya bağladım. Kendimi ise ‘hiçbir şeyi olmayan, yoksul bir anne’ olarak gösterdim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.