KIZ KARDEŞİMLE EVLENDİ

Kâğıt elimde tir tir titrerken, gözyaşlarımın arasından o son satırları okumaya çalıştım:

“Ona dedim ki: ‘Eğer benimle evleneceksen, sadece beni sevdiğin için değil; bu dünyadaki en kırılgan yanımı bile koruyacak kadar yürekli olduğun için evlen. Ve olur da bir gün bana bir şey olursa, kardeşimin gözlerinin içine bakıp gerçeği anlatacak kadar cesur ol.’”

Nefesim boğazımda tıkandı. Mektubu yavaşça indirip Baran’a baktım. Yıllardır içimde büyüttüğüm o sessiz kırgınlık, o “neden ben değil de Bahar?” sorusu, şu an ameliyathane koridorunun soğuk ışıkları altında bir anda eriyip gitti. Baran beni seçmemiş değildi; o, Bahar’ın hayattaki tek sığınağı, onun cesareti olmayı seçmişti. Bense kardeşimi korumaya çalışırken, onun ne kadar büyük bir mücadele verdiğini hiç görememiştim.

“Bana hiç kızmadı mı?” diye fısıldadım, sesim pürüzlüydü. “Ben onu hep bir çocuk gibi korumaya çalışırken, o benim içimdeki o gizli kıskançlığı bile bile beni sevmeye devam mı etti?”

Baran bir adım yaklaştı, omuzları düşmüştü. “Seni hiçbir zaman bir düşman gibi görmedi. Aksine, sen onun bu dünyada hayran olduğu tek kişiydin. Senin güçlü duruşun, onun olamadığı her şeydi. Sadece senin gözünde 'eksik' kalmaktan korktu.”

Sözleri göğsüme koca bir kaya gibi oturdu. Mektubu kalbimin üzerine bastırıp başımı arkaya, duvara yasladım. Yıllardır taşıdığım o ağır yük birden anlamını yitirmişti. İçeride, ameliyat masasında yatan o güçlü kadın, benim yıllardır “korumaya çalıştığım” küçük kardeşim değildi. O, mucizelere inanmış, her şeye rağmen anne olmayı başarmış ve sevgisini herkese kapı gibi siper etmiş devasa bir yürekti.

Tam o sırada ameliyathanenin ağır metal kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.

İkimiz de aynı anda öne fırladık. Yeşil ameliyat önlüğü içindeki doktor, maskesini aşağı indirerek dışarı çıktı. Yüzündeki yorgunluk belirgindi ama gözlerinde beliren o minik ışık, koridordaki buz gibi havayı bir anda dağıttı.

“Bahar Hanım’ın yakınları?” dedi doktor.

“Biziz,” dedim sesi titreyerek. “Kardeşim… Kardeşim nasıl?”

Doktor hafifçe gülümsedi. “Çok zorlu bir ameliyattı. Kan kaybı fazlaydı ve vücudu gerçekten son ana kadar direndi. Ama başardık. Hayati tehlikeyi atlattı. Birazdan yoğun bakıma alacağız.”

O an bacaklarımdaki tüm derman çekildi. Yere doğru kayarken Baran kolumdan tuttu. İkimiz de hıçkırıklara boğulduk. Bu kez korkudan değil, içimizi kaplayan o tarifsiz rahatlamadan ağlıyorduk.

Birkaç saat sonra, yoğun bakım ünitesinin cam bölmesinin arkasında duruyordum. Bahar, yüzü bembeyaz, makinelerin ritmik sesleri arasında mışıl mışıl uyuyordu. Yan tarafındaki bebek odasında ise iki küçük mucize, onun yumurtalıklarından ve umudundan doğan o ikizler mışıl mışıl uyuyordu.

Parmağımı cama koydum.

“Uyan Bahar,” diye fısıldadım. “Uyan ki sana nasıl bir kahraman olduğunu anlatayım. Uyan ki, bundan sonra seni korumaya çalışan ben olmayayım; sen bize nasıl güçlü olunacağını öğret.”

Baran yanıma geldi, elimdeki mektuba baktı. Mektubu cebime koydum. Artık ne geçmişin gölgesi kalmıştı ne de söylenmemiş sözlerin ağırlığı. Sadece üç şey vardı: Bahar, ikizler ve birbirimize kenetlenen ellerimiz.