KIZIM, DÜĞÜNDEN ÖNCE NİŞANLISINI BENİMLE TANIŞTIRMAK İÇİN

“Anne…” dedi Serra. “Sanırım artık bana gerçeği anlatmanın zamanı geldi.”Elindeki eski fotoğrafı bana doğru uzattı. Fotoğrafı gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü karede üç kişi vardı. Gençliğimdeki ben, yıllar önce bizi terk eden eski eşim Haluk ve yanımızda duran, yüzünü yıllardır hafızamdan silmeye çalıştığım bir başka adam. Cihan. Başımı kaldırıp bahçenin karanlığında duran adama baktım. Saçları tamamen beyazlamıştı. Omuzları çökmüş, yüzüne derin çizgiler yerleşmişti. Ama o gözleri tanımamak mümkün değildi. “Cihan…” diye fısıldadım. Adam başını eğdi. Serra ise birkaç adım yanıma geldi. “Demek tanıyorsun.” Sesindeki kırgınlık kalbime bıçak gibi saplandı.“Serra, ben…” “Hayır anne. Önce ben konuşacağım.” Baran sessizce geri çekildi. Artık yüzündeki o soğuk ifade de yoktu. Sanki az önce söylediği “Ben anlaşmanın bana düşen kısmını yaptım, şimdi sıra sende,” cümlesinin ağırlığını kendisi de taşıyordu. Serra fotoğrafı tekrar kaldırdı. “Bu fotoğrafı Baran buldu.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Nasıl?” Baran derin bir nefes aldı. “Babamın eşyalarının arasında.” O an ikinci kez sarsıldım. “Baban mı?” Baran başıyla Cihan’ı işaret etti. “Evet. Cihan benim babam.” Bahçede ağır bir sessizlik oluştu. Bütün parçalar birbirine bağlanmaya çalışıyor ama zihnim bunu kabul etmeyi reddediyordu. Serra gözlerimin içine baktı. “Baran’la altı ay önce nişanlandığımızda ailesiyle tanışmak istedim. Annesini yıllar önce kaybetmiş. Babasıyla da uzun süredir arası bozukmuş. Ama benim ısrarım üzerine bir gün onunla görüşmeye gitti.” Baran devam etti: “Babam Serra’yı görünce bir anda donup kaldı. Yüzündeki doğum lekesine dakikalarca baktı. Sonra odasına gidip bu fotoğrafı getirdi.” Cihan’ın başı hâlâ öne eğikti. Ben ise nefes alamıyormuşum gibi hissediyordum. Serra’nın sesi titredi. “Bana dedi ki… ‘Annenin adı Nermin mi?’” Gözlerimi kapattım. Artık kaçacak yerim yoktu. Serra devam etti: “Başta hiçbir şey anlamadım. Sonra bana geçmişte seni tanıdığını söyledi. Ama ayrıntıları anlatmayı reddetti.” “Çünkü anlatmaya hakkım olmadığını düşündüm,” dedi Cihan ilk kez. Sesini duyunca yıllar önceki genç adam bir anda gözümün önüne geldi. Cihan, Haluk’la evlenmeden önce sevdiğim adamdı. Üniversite yıllarında tanışmıştık. Fakirdik ama mutluyduk. Evlilik hayalleri kuruyorduk. Sonra ailem araya girmişti. Babam, Cihan’ı “geleceği olmayan biri” olarak görüyordu. Beni Haluk’la evlenmeye zorlamışlardı. O dönemlerde aile baskısına karşı koyacak kadar güçlü değildim. Ama asıl gerçek bundan daha ağırdı. Serra’ya baktım. Artık saklayamazdım. “Sen doğmadan önce…” dedim, “ben Cihan’la son kez görüşmüştüm.” Serra’nın yüzü bembeyaz oldu. Baran birden bana baktı. Cihan ise gözlerini kapattı. “Anne…” dedi Serra. “Ne demek istiyorsun?” Dudaklarım titredi. “Haluk’la evliliğim çok kötü gidiyordu. Bana sürekli bağırıyor, eve günlerce gelmiyordu. O dönemde Cihan tesadüfen karşıma çıktı. Birkaç kez görüştük.” Serra nefesini tuttu. “Ve?” Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.