Arda telefonunu masanın üzerine bıraktı. "Defne'yle evlenmeden önce bunu bilmesi gerekiyor," dedi. Sesindeki kararlılık beni ürkütmüştü. "Sen onu sevdiğini söylemiştin." "Seviyorum. Zaten bu yüzden artık yalan söyleyemiyorum." Tam o sırada mutfaktan kızımın sesi duyuldu. "Kahveleriniz nasıl olsun?" "Benimki sade!" diye seslendi Arda. Sonra gözlerini yeniden bana çevirdi. "Bu akşam anlatmazsanız yarın ben anlatacağım." İçimde yıllardır bastırdığım bütün pişmanlıklar uyandı. Her şey yaklaşık iki yıl önce başlamıştı. Defne, üniversiteden bir arkadaşının düğününden ağlayarak dönmüştü. Düğünde eski sınıf arkadaşlarından biri, herkesin duyabileceği şekilde yüzündeki doğum lekesi hakkında kaba bir şaka yapmıştı. Daha kötüsü, Defne'nin bir zamanlar hoşlandığı adam da gülmüştü. O gece kızım banyodaki aynanın karşısında uzun süre durmuştu. Yanına gittiğimde bana tek bir soru sormuştu: "Anne, insanlar beni gerçekten sevebilir mi?" O an kalbim parçalanmıştı. Ertesi haftalarda kızımın kendisini eve kapatmasını izledim. İşine gidiyor, dönüyor, kimseyle görüşmüyordu. Bir gün sosyal medyada genç fotoğrafçıların katıldığı bir sanat etkinliğinin duyurusunu gördüm. Defne de mimarlıkla ilgili çalışmalarını orada sergileyecekti. Etkinliğin organizasyonunda çalışan bir tanıdığım sayesinde Arda'nın telefonuna ulaştım. Arda o dönem serbest fotoğrafçılık yapıyordu. Maddi sıkıntıları vardı. Ona utanç verici bir teklifte bulundum. "Etkinlikte kızımla tanışmanı istiyorum," dedim. "Sadece sohbet et. Onu dış görünüşü yüzünden yargılamadan dinle. Kendisine güvenmesini sağlayacak güzel bir akşam geçirsin." Karşılığında sekiz bin lira teklif ettim. Arda önce reddetti. "Bir insanla konuşmak için para almak doğru değil," dedi. Fakat ben ısrar ettim. Bunun bir randevu olmadığını, yalnızca etkinlik boyunca ona arkadaşlık etmesini istediğimi söyledim. Sonunda kabul etti. Tek şartı vardı. "Defne'ye karşı romantik bir şey hissetmediğim hâlde öyle davranmamı istemeyin." Kabul ettim. Parayı gönderdim. Ve hayatımın en büyük hatasını yaptım. Arda o etkinlikte Defne'yle tanışmıştı. Başlangıçta konuşmaları planladığım gibiydi. Fakat kızımın mimarlık projelerini anlatışından, eski İstanbul evlerine duyduğu tutkudan etkilenmişti. Defne de Arda'nın fotoğraflarına hayran kalmıştı. Etkinlik bitince birbirlerine telefon numaralarını vermişlerdi. Birkaç gün sonra Arda beni aradı. "Defne'yle yeniden görüşmek istiyorum," dedi. "Yeni bir ödeme mi istiyorsun?" Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. "Hayır, Sevim Hanım. Bu defa sizinle hiçbir ilgisi yok." O akşam sekiz bin lirayı hesabıma geri göndermişti. Sonrasında aramızdaki bütün iletişimi kesmemizi istemişti. Ben de kabul etmiştim. Aylar geçti. Kızım âşık oldu. Arda ona evlenme teklif etti. Fakat nişandan kısa süre önce Arda beni yeniden aramıştı. "Defne'ye tanışmamızın nasıl başladığını anlatmalıyız," demişti. Ben ise ona ağlayarak yalvarmıştım. "Biraz zaman ver. Önce doğru kelimeleri bulmam gerekiyor." Aramızda ikinci bir anlaşma yaptık. Arda, aile tanışmasına kadar bana zaman verecek, ben de düğün hazırlıkları ilerlemeden gerçeği anlatacaktım. Ama korkaklığım yine ağır basmıştı. Şimdi o sürenin sonuna gelmiştik. Defne kahvelerle salona döndüğünde yüzümün solduğunu fark etti. "Anne, iyi misin?" Cevap veremedim. Arda derin bir nefes aldı. "Defne, sana anlatmamız gereken bir şey var." Kızım ikimize sırayla baktı. Sonra masadaki telefona, ekrandaki banka dekontuna gözleri takıldı. "Bu ne?" Boğazım düğümlendi. "Benim yaptığım çok yanlış bir şey, kızım." Her şeyi anlattım. İlk görüşmenin ayarlanmasından gönderdiğim paraya, Arda'nın parayı iade etmesinden sakladığımız anlaşmaya kadar hiçbir ayrıntıyı gizlemedim. Defne bir kez bile sözümü kesmedi. Bu sessizlik bağırmasından daha korkunçtu. Sonunda Arda'ya döndü. "Demek benimle konuşman için annem sana para verdi." Arda başını eğdi. "Evet." "Peki ilk buluşmamız? Bana kahve teklif etmen?" "O tamamen benim kararımdı." "Fotoğrafımı çektiğin gün?" "Seni sevdiğimi anlamaya başladığım gündü." Defne acıyla güldü. "Ama sen benimle nasıl tanıştığını iki yıl boyunca sakladın." Arda gözlerini kaldırdı. "Haklısın. Seni kaybetmekten korktum. Bu yaptığımı haklı çıkarmaz." Kızım sandalyesinden kalktı. Sonra bana döndü. "Sen de beni kimsenin kendi isteğiyle sevmeyeceğine mi inandın anne?" "Hayır, Defne, asla!" "Öyleyse neden bir adama para verdin?" Cevap bulamadım. Defne'nin gözleri dolmuştu. "Yıllardır bana yüzümde utanılacak bir şey olmadığını söyledin. Ama sen benim adıma utanmış gibi davrandın." Bu cümle beni yerle bir etti. "Ben yalnızca mutlu olmanı istedim." "Ben zaten mutlu olabilirdim anne. Birinin benimle konuşması için para vermene gerek yoktu." Defne nişan yüzüğünü çıkarmadı. Ama çantasını aldı. "Bir süre ikinizi de görmek istemiyorum." Kapıyı sessizce kapatıp gitti. Sonraki günler hayatımın en ağır günleriydi. Defne telefonlarıma cevap vermedi. Arda da onu sürekli arayıp rahatsız etmedi. Bir kez uzun bir mektup yazdı. Mektupta yaptığını kabul ediyor, tanışmalarının başlangıcından utanmasına rağmen sonrasında yaşadıkları hiçbir duygunun sahte olmadığını anlatıyordu. Defne'ye karar vermesi için zaman tanıyacağını söyledi. Düğün ertelendi. Üç hafta sonra kızım beni aradı. "Konuşmaya hazırım." Bir kafede buluştuk. Gözlerime baktığında eskisinden farklıydı. Daha mesafeli ama daha kararlı görünüyordu. "Anne, çocukken babamın bizi yüzüm yüzünden terk ettiğini düşündüm. Sen de hep bunu reddettin. Gerçekten neden gittiğini biliyor musun?" Başımı salladım. "Levent sorumluluk almak istemiyordu. Sen doğmadan önce de sorunlarımız vardı. Doğduktan sonra başka bir şehre taşınıp yeni bir hayat kurdu. Bunun senin yüzünle hiçbir ilgisi yoktu." "Keşke bunları yıllar önce söyleseydin." "Keşke," dedim. Defne bir süre sustu. "Sen beni korumak için bütün kararları kendin vermeye alışmışsın. Ama artık otuz yaşındayım. Beni incitecek gerçekleri de bilmeye hakkım var." Haklıydı. Ondan ilk kez kendimi savunmadan özür diledim. Beni hemen affetmedi. Fakat o gün birbirimizi yeniden dinlemeye başladık. Aradan iki ay geçtikten sonra Defne, Arda'yla görüşmeyi kabul etti. Saatlerce konuştular. Defne ona ilk karşılaşmalarından sonraki bütün anılarını tek tek sordu. Arda hiçbir sorudan kaçmadı. Birlikte yaptıkları seyahatleri, kavgalarını, barışmalarını, gelecek hayallerini anlattı. Sonra Defne'ye bir fotoğraf uzattı. İlk tanıştıkları etkinlikte çekilmişti. Defne kendi çizimlerinin önünde heyecanla konuşuyordu. Arda ise objektifin arkasından onu dinliyordu. "Bu fotoğrafı o akşam çektim," dedi Arda. "Annenin istediği sohbet bitmişti. Ama ben senin anlattıklarını dinlemeyi bırakmak istememiştim." Defne fotoğrafı aldı. "Bu her şeyi düzeltmiyor." "Biliyorum." "Bir daha benim adıma karar verirsen seni affetmem." "Vermemelisin." İlişkilerine hemen eskisi gibi devam etmediler. Birbirlerini yeniden tanımak için zaman ayırdılar. Düğünleri sekiz ay sonra, İstanbul'da deniz kenarındaki küçük bir mekânda yapıldı. Defne gelinliğini giyerken odasına girdim. Makyajını yapan kadın, yüzündeki doğum lekesini kapatmak isteyip istemediğini sormuştu. Defne gülümsemişti. "Hayır. Olduğu gibi kalsın." Nikâhtan önce bana sarıldı. "Seni seviyorum anne," dedi. "Ama artık beni korumaya çalışırken hayatımı yönetmeni istemiyorum." Gözyaşlarımı silerek başımı salladım. "O hatayı bir daha yapmayacağım." Nikâh sırasında Arda, Defne'nin ellerini tuttu. "Seninle tanıştığım ilk gün yanlış bir başlangıcın içindeydim," dedi. "Ama bugün burada, bütün gerçekleri bilerek ve sen istediğin için duruyorum." Defne ona gülümsedi. Nikâhtan sonra ikisi birlikte bir fotoğraf çektirdi. Arda yanağını kızımın yanağına yasladı. Defne doğrudan kameraya baktı. Yüzündeki doğum lekesi bütün açıklığıyla görünüyordu. O fotoğrafı yıllarca sakladım. Çünkü bana hayatımın en önemli dersini hatırlatıyordu. Kızımın sevilmeye layık olduğunu kanıtlamak için hiçbir şey yapmam gerekmiyordu. O zaten sevgiyi hak ediyordu. Öğrenmem gereken tek şey, onun kendi hayatını yaşamasına izin vermekti.