Kızıma yeni elbise alamadım, rahmetli eşimin ipek yazmalarından kızıma elbise diktim

Rahmetli eşimin ipek yazmalarından kızıma bir elbise diktim. Mezuniyet gününde gösterişli bir kadın bana “Acınası” dedi, hatta kızımı benden daha iyi bir aileye vermem gerektiğini söyledi. Ama birkaç dakika sonra kendi oğlu onun kolunu çekip öyle bir gerçeği ortaya döktü ki, spor salonundaki herkesin bakışı bir anda değişti.
Eşim Defne’yi kaybedeli iki yıl oldu.
Bazen hâlâ mutfakta onun sesini duyuyormuş gibi oluyorum. Bir keresinde dolap kapaklarını hangi renge boyayacağımızı tartışmıştık; ben açık gri istiyordum, o “Evin içi zaten yeterince soğuk, bari mutfak sıcak olsun” deyip sarıdan yana ısrar etmişti. O gün ikimiz de bunun ne kadar önemsiz bir tartışma olduğunu bilmiyorduk. Altı ay sonra hastane odasında, duvarların solgun beyazına baka baka elini tutuyor, makinelerin düzensiz bip sesleri arasında nefes alışını sayıyordum.
O gittikten sonra ev bir anda büyüdü, sessizlik de öyle.
Geriye sadece ben ve kızımız Merve kaldık. Altı yaşında, ince sesli, kocaman gözlü, en sıradan şeyi bile mucizeymiş gibi anlatan bir çocuk. Ben de klima ve kombi tamiri yaparak hayatta kalmaya çalışan, yorgun ama ayakta durmak zorunda olan bir babayım. Çift vardiya çalışıyorum. Bazı akşamlar eve geldiğimde ellerim yağ kokuyor, dizlerim sızlıyor, cebimdeki para ise sanki gün boyu çalışanın değil de yoldan geçenin parası kadar az oluyor.
Geçen hafta Merve okuldan koşarak geldi.
“Baba!” dedi, çantasını daha çıkarmadan. “Mezuniyet törenimiz var! Öğretmenim söyledi. Herkes çok şık giyinecekmiş!”
Yüzündeki heyecanı görünce ben de gülümsedim. Ama sonra sesi hafifçe düştü.
“Herkesin yeni elbisesi olacakmış…”