KIZIMI KAYBETTİKTEN SONRA TAM 7 YIL BOYUNCA

"Benden uzak dur! Hemen polisi arayacağım!" Telefonumu çıkardığımda Baran beklenmedik bir şey söyledi. "İpek kazadan sonra aylarca komadaydı. Uyandığında hiçbir şey hatırlamıyordu!" Elim havada kaldı. Baran anlatmaya başladı. Meğer yedi yıl önce yaşanan kazadan sonra İpek ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Yüzünde ciddi yaralanmalar vardı. Uzun süre yoğun bakımda kalmış, sonrasında hafıza sorunları yaşamaya başlamıştı. Ancak aklımdaki en önemli soru hâlâ cevapsızdı. "Peki, bize neden öldüğünü söylediniz?" Baran gözlerini kaçırdı. "Çünkü o kazada ölen başka bir kadın vardı!" Kanım dondu. İpek'in kullandığı araçta bir arkadaşı daha varmış. Kaza sonrasında çıkan yangın yüzünden kimlik tespitinde ciddi bir karışıklık yaşandığını iddia ediyordu. Fakat Baran'ın anlattıklarında mantıksız bir şeyler vardı. "Kimlik karışıklığı yaşandıysa sen kızımın yaşadığını nasıl öğrendin?" Bu soruyu duyunca sustu. İşte o an yalan söylediğini anladım. İpek ağlayarak araya girdi. "Baba, ben her şeyi bilmiyorum. Baran bana senin beni görmek istemediğini söyledi!" Dünyam başıma yıkıldı. "Ben mi? Seni görmek istemeyen ben miyim?" Kızım çantasından eski bir mektup çıkardı. Mektubun altında benim imzam vardı. Ancak o mektubu hayatımda ilk kez görüyordum. İçinde, kızımın artık ailemizin bir parçası olmadığı, bizi bir daha aramaması gerektiği yazıyordu. "Bu imza bana ait değil!" Baran'ın yüzündeki korku giderek artıyordu. İpek'e döndüm. "Kızım, seni bulamadığım için yıllarca ağladım. Her doğum gününde mezarına çiçek götürdüm!" İpek bana sarılarak hıçkırmaya başladı. Artık polise gitmekten başka çaremiz yoktu. Baran kaçmaya çalışınca kolundan tuttum. İpek ise telefonuyla polisi aradı. Bir süre sonra gelen ekiplere bütün yaşadıklarımızı anlattık. O gece Baran'ın ifadesi alınırken kızımla hastaneye gittik. Doktorlar İpek'in geçmişte yaşadığı ağır travmanın hafızasında boşluklar oluşturduğunu, ancak durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söylediler. Ertesi sabah yıllardır saklanan gerçekler birer birer ortaya çıkmaya başladı. Baran'ın yalnızca kızımın yaşadığını gizlemediğini öğrendik. Meğer kazadan kısa süre önce İpek, damadımın kumar borçları olduğunu öğrenmişti. Baran, kızımın üzerine kayıtlı birikimleri izinsiz kullanmış ve büyük miktarda borca girmişti. İpek boşanmak istediğinde aralarında ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Kazanın olduğu gece de İpek, yakın bir arkadaşının yardımıyla evden ayrılmaya hazırlanıyormuş. Ancak kaza bütün planlarını değiştirmişti. Baran, hastanede kızımın hayatta olduğunu öğrendiğinde korkunç bir plan yapmıştı. Hafıza sorunları yaşayan İpek'i başka bir şehirdeki özel bir bakım merkezine yerleştirmiş, ailesinin kendisini terk ettiğine inandırmıştı. Bize ise hastanedeki kimlik karışıklığından yararlanarak kızımızın öldüğü yalanını söylemişti. Polis soruşturmasında sahte belgeler, değiştirilmiş hastane kayıtları ve yıllardır devam eden banka işlemleri incelenmeye başlandı. Daha önce bize teslim edilen kül kabının da yeniden araştırılmasına karar verildi. Ancak beni en çok sarsan gerçek, damadımın benden aldığı paralarla ilgiliydi. Her yıl gönderdiğim 1 milyon 500 bin TL'nin büyük bölümünü kendi borçlarını kapatmak için kullanmıştı. İpek'in bakım masraflarını ödemiş, kalan parayı ise gizlice başka hesaplara aktarmıştı. Torunum Ada ise eski kıyafetlerle dolaşıyor, bazen okul ihtiyaçlarını bile karşılayamıyordu. O an küçük kızın neden beni uyarmaya çalıştığını anladım. Ancak hikâyenin en acı kısmı henüz bitmemişti. Kızımla birlikte Ada'yı almak için Baran'ın evine gittik. Yanımızda polislerin yönlendirdiği bir sosyal hizmet uzmanı da vardı. Kapıyı açan komşu kadın, Ada'nın o sabah babasını bekleyerek saatlerce ağladığını söyledi. İçeri girdiğimde torunum odasının köşesinde oturuyordu. Beni görünce koşarak boynuma sarıldı. "Dede, babamı takip ettin mi?" Başımı salladım. "Evet güzel kızım." Ada korkuyla gözlerime baktı. "O kadını gördün mü?" Tam cevap verecektim ki İpek kapıdan içeri girdi. Ada annesine baktı. Birkaç saniye boyunca hiç hareket etmedi. Sonra yavaşça ayağa kalktı. "Anne?" İpek ağlayarak dizlerinin üzerine çöktü. "Benim güzel kızım!" Ada annesine doğru koştu. Birbirlerine öyle sıkı sarıldılar ki ikisini ayırmak mümkün değildi. O manzarayı izlerken yedi yıldır içimde biriken bütün acı gözyaşlarına dönüştü. Ancak aklımda hâlâ önemli bir soru vardı. "Ada, annenin yaşadığını biliyor muydun?" Torunum başını salladı. "Babam beni iki kez onun yanına götürdü. Ama kimseye söylemememi istedi. Söylersem annemi bir daha göremeyeceğimi söyledi." İpek'in gözleri doldu. Meğer kızım son aylarda hafızasının bazı parçalarını yeniden hatırlamaya başlamıştı. Ada'yı görmek için Baran'a yalvarmış, o da gerçeğin ortaya çıkmasından korkarak yalnızca birkaç gizli görüşmeye izin vermişti. Küçücük torunum ise annesini yeniden kaybetmekten korktuğu için babasının söylediklerini yapmak zorunda kalmıştı. Ona sarılıp alnından öptüm. "Artık korkmana gerek yok. Bundan sonra hep birlikte olacağız!" Sonraki haftalar hayatımızın en zorlu günleri oldu. Baran hakkındaki soruşturma derinleştikçe başka gerçekler de ortaya çıktı. Sahte belgeler, para transferleri ve kızımın adına yapılan işlemler tek tek incelendi. İpek ise uzmanların desteğiyle geçmişini hatırlamaya çalışıyordu. Bazen çocukluğundan bir anıyı anlatıyor, bazen annesinin sesini hatırladığında saatlerce ağlıyordu. Bir akşam beni yanına çağırdı. "Baba, annemin mezarına gitmek istiyorum!" Ertesi sabah birlikte mezarlığa gittik. İpek annesinin mezar taşını gördüğünde dizlerinin üzerine çöktü. "Anneciğim, ben ölmedim! Keşke bunu sana söyleyebilseydim!" O an hayatımda ilk kez eşimin mezarı başında yalnız olmadığımı hissettim. Kızımla el ele tutuşarak uzun süre ağladık. Aylar sonra Baran hakkındaki dava başladı. Mahkemeye bütün banka kayıtlarını, sahte mektupları ve hastane belgelerini sunduk. İpek de yaşadıklarını anlattı. Uzun süren yargılama sonunda Baran, işlediği tespit edilen suçlardan dolayı hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca kızımın mal varlığıyla ilgili hukuki işlemler başlatıldı. Torunumun velayeti ise annesine verildi. Ancak benim için asıl önemli olan para değildi. Bir akşam marketimi kapatmaya hazırlanırken İpek ve Ada içeri girdi. Ada elinde küçük bir kutu tutuyordu. "Dede, sana bir hediyemiz var!" Kutuyu açtığımda içinde eski bir fotoğraf gördüm. Yıllar önce eşim Nursel'le birlikte çekildiğimiz aile fotoğrafımızdı. Ancak fotoğrafın arkasında yeni bir not vardı. "Bir aileyi ayakta tutan şey para değil, birbirinden vazgeçmeyen insanların sevgisidir." İpek bana sarıldı. "Baba, yıllarca senin beni unuttuğuna inandım. Ama sen her gün beni hatırlamışsın." Gözlerimden yaşlar süzülürken ona cevap verdim. "Bir baba evladını asla unutmaz kızım!" O günden sonra hayatımız yeniden şekillendi. İpek marketin yönetimini üstlendi. Ada okuluna devam etti. Ben ise yıllarca hayalini kurduğum şeyi yapmaya başladım. Torunumla daha fazla vakit geçiriyordum. Bir cumartesi günü yine her zamanki parkımıza gittik. Ada çilekli dondurmasını yerken yanıma oturdu. "Dede, sana bir şey sorabilir miyim?" "Elbette güzel kızım." "Artık babama para göndermeyeceksin, değil mi?" Gülümsedim. "Hayır! Bundan sonra senin geleceğin için birikim yapacağız. Ama paran kadar mutluluğuna da önem vereceğiz." Ada küçük elleriyle boynuma sarıldı. Tam o sırada İpek yanımıza geldi. Üçümüz birlikte eski meşe ağacının altında oturduk. Yedi yıl önce kızımı kaybettiğimi düşünürken aslında onu yeniden bulacağım güne kadar yaşamışım. Eşimi geri getiremezdim. Kaybettiğimiz yılları da geri alamazdım. Ama önümüzde hâlâ birlikte yaşayabileceğimiz güzel günler vardı. O akşam eve döndüğümüzde eşimin fotoğrafını elime aldım. "Nursel," diye fısıldadım. "Kızımız eve döndü. Torunumuz artık güvende. Sana verdiğim sözü tuttum!" Ardından fotoğrafı eski yerine koydum. Çünkü o gün anladım ki bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras milyonlarca lira değil, korktuğunda sığınabileceği güvenli bir aile ve ne olursa olsun kendisinden vazgeçmeyecek insanların varlığıdır.