Asiye Hanım’ın o akıl veren yüzüne dik dik baktım. Tüyleri ürpertecek kadar tatlı bir şekilde gülümsedim, yanına yaklaştım ve tüm sülaleyi havaya uçuracak o saatli bombanın pimini çektim… “Ah anneciğim… Aslında benim de tam senin tavsiyelerine ihtiyacım vardı. Sen de iki yıl önce babamın sadakatsizliğini öğrendiğinde benzer bir süreçten geçmemiş miydin?” Asiye Hanım donakaldı. Elindeki çay bardağı havada, sanki donmuş gibi öylece kaldı. Dudaklarındaki o bilge gülümseme bir anda söndü, yerini sonsuz bir şaşkınlığa bıraktı. “Ne sadakatsizliği?” diye sordu, her kelimeyi yavaşça ve ağır ağır çıkararak. Hemen role girdim; Türk dizilerindeki o nefes kesen dram oyuncuları gibi muazzam bir performans sergiledim. Gözlerimi kocaman açtım, elimle ağzımı kapattım, yüzümde büyük bir pişmanlık ve panik ifadesi belirdi: “Ahmet babamın ihaneti işte… Aman Allah’ım, senin haberin yok muydu? Ömer bana babamın bunu bizzat kendisine itiraf ettiğini söylemişti!” SESSİZLİK. Mutfağa korkunç bir sessizlik çöktü. Duvardaki saatin tık tık sesini ve kaynanamın gitgide hızlanan nefesini duyabiliyordum. Asiye Hanım gözlerini dikmiş bana bakıyordu, göz bebekleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Çay bardağını masaya öyle bir vurdu ki çay etrafa saçıldı. “O BUNU BİLİYOR MUYDU?!” diye haykırdı, sesi şoktan ve öfkeden şiddetle titreyerek. Başımı yavaşça salladım, masum bir yüz ifadesiyle sanki yanlışlıkla devlet sırrı ifşa etmiş gibi davrandım. Asiye Hanım anında ayağa kalktı, nefesi daralmıştı, göğsü hızla inip kalkıyordu. Ailedeki o güçlü kadının gururu feci şekilde incinmişti. “Ve… ve o kadın kim?!” diye üsteledi, tırnaklarını masanın kenarına beyazlaşana kadar geçirerek. Bu noktadan sonra geri dönüşüm yoktu. Doğaçlama yapmak zorundaydım. Hızlı düşün Gül, hızlı ol! “Ben… Ömer’den duymuştum… Sanırım sarışın bir kadınmış…” diye kekeleyerek yalanı uydurdum. HATA! Bu ölümcül bir hataydı… ama hayatımın en mükemmel hatası oldu! Çünkü “sarışın” kelimesi ağzımdan çıkar çıkmaz, Asiye Hanım yaralı bir aslan gibi acı dolu bir çığlık attı: “ZUMBA KURSUNDAKİ O KARI! BİLİYORDUM ZATEN! KESİN O!” Ağzımdaki kahveyi püskürtmemek için kendimi zor tuttum. Allah’ım! Meğer kadının kafasında zaten hazır bir sarışın şüpheli listesi varmış! Ben sadece küçük bir kıvılcım çaktım ve o kendi nükleer bombasını patlattı! Kaynanam küçük mutfağımda çılgınlar gibi bir ileri bir geri yürümeye başladı, elleriyle saçlarını yoluyor, kendi kendine akıl hastası gibi mırıldanıyordu: “Hain karı, her gördüğünde bana nasıl da tatlı tatlı selam veriyordu!” “Zaten şüphelenmiştim! O dans kursundaki aşırı kalça sallamaları, kıvırtmaları normal olamazdı!” “Ahmet! Bu sefer bittin sen! Beni aldatmaya nasıl cüret edersin?!” Çatışma kontrol edilemez bir boyuta ulaşmıştı. Sandalyemde oturmuş, hayatımda ilk kez böyle bir sahneye tanıklık etmenin şaşkınlığı içindeydim. Daha beş dakika önce karşımda oturup bana “sabır” ve “hoşgörü” dersi veren kadın, şimdi kıskançlıktan delirmek üzereydi. Kafasında otuz saniye içinde ihanet ve intikam dolu 50 bölümlük bir dizi senaryosu yazmıştı! Asiye Hanım anında durdu, sandalyedeki çantasını kaptı, gözleri fırıl fırıl dönüyordu: “Hemen eve gitmem lazım! Bu iş burada kalmayacak!” Kapıdan öyle bir fırladı ki bahçede uyuyan köpeğimiz bile korkuyla havlayarak bahçenin köşesine kaçtı. Ahşap kapı arkasından kulak tırmalayıcı bir sesle güm diye kapandı. Ev yeniden sessizliğe büründü. Mutfakta yapayalnız kalmış, boş kapıya bakıyordum. Ve sonra, sırtımdan aşağı soğuk bir dalga indi ve bu kontrol edilemez bir kahkahaya dönüştü. Masanın kenarına tutunarak katıla katıla, gözlerimden yaşlar gelene kadar güldüm. Sadece bir yalanla koca bir imparatorluğu yıkan gerçek bir dizi kötüsü gibi gülüyordum. Birkaç saat sonra dış kapı tekrar açıldı.