O an avukatımın attığı mesaj aklıma geldi. — Benim tahlil sonuçlarımı tam olarak ne zaman aldınız? Yüzündeki ifade dalgalandı. Sadece bir anlığına. Ama bu kadarı bana yetti. — Neden bahsettiğini anlamıyorum. — Kliniğin evinize gönderdiği o rapor kopyası. Leman Hanım gözlerini kaçırıp caddeye baktı. — Çok zaman oldu. — Ne kadar zaman? Sessizlik. — Ben bebeğimi kaybetmeden önceydi, değil mi? — Meryem… İçimin buz kestiğini hissettim. — Sorunun Cihan’dan kaynaklanabileceğini başından beri biliyordunuz. — Ben sadece oğlumu korumaya çalışıyordum. — Neyden koruyordunuz? — Kendini erkek hissetmemesinden. Yüzüne dehşetle baktım. Yıllar boyunca türlü imalara, alaylara ve hakaretlere katlanmıştım; çünkü bu kadın, oğlunun gururunu benim hayatımdan ve haysiyetimden daha değerli görmüştü. — Benim kendi bedenimi kusurlu sanmama, her gün kahrolmama göz yumdunuz. — Cihan’ın omuzlarında devasa bir holdingin yükü vardı. — Benim omuzlarımda da bir evlat kaybının yükü vardı! Leman Hanım tek bir kelime bile edemedi. Çantamı aldım. — Ceyda hiçbir zaman sizin çözümünüz değildi. Ben de öyle. Uzaklaşırken arkamdan bağıran sesini duydum: — Ailemizden tam 50.000.000 lira aldın! Döndüm. — Oğlunuz sessizliğimi satın alabileceğini düşündü. Acı bir tebessümle ekledim: — Ben de kabul ettim; çünkü bu, Arıkan ailesinin benimle girdiği ilk ve tek dürüst ticaretti. O gece hiç beklemediğim birinden telefon geldi. Arayan Ceyda’ydı. Açtım. Hattın diğer ucundan hastanedeki monitör sesleri geliyordu. Sesi titriyordu. — Meryem Hanım… çok korkuyorum. Hiçbir şey demedim. — Bebeklerden birini acil doğuma almak zorundalar. Nefes almakta zorlanıyordu. — Leman Hanım her şeyin benim suçum olduğunu söylüyor. Gözlerimi kapattım. Bu hissi o kadar iyi biliyordum ki. — Doktorlarını dinle. Leman Hanım’ı değil. Ceyda hıçkırıklara boğuldu. — Benden nefret ediyorsunuz, değil mi? Pencereden dışarı baktım. — Yaptığın şeyden nefret ediyorum. — Ben kazandığımı sanmıştım. — Hiçbir şey kazanmadın, Ceyda. Sadece Cihan’ın benimle yüzleşmekten kaçtığı her şeyi miras aldın. Hatta derin bir sessizlik oldu. Sonra çaresizce fısıldadı: — Şimdi ne yapacağım? — Kızlarını koru. Kendi paranı koru. Mesleğini elinde tut. Ve o ailenin senin değerini sadece onlara vereceğin şeylerle ölçmesine asla izin verme. Telefonu kapatmadan önce titrek bir sesle fısıldadı: — Beni affedin. 2 ay sonra ikizler dünyaya geldi. Biri gayet sağlıklıydı. Diğeri ise haftalarca yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kaldı. Ertesi sabah Cihan’dan bir mesaj aldım: — Paranın içinde yüzüp bu kadar yapayalnız hissetmenin ne demek olduğunu şimdi anlıyorum. Yalnızca tek bir cevap yazdım: — O zaman kızlarının asla böyle hissetmemesini sağla. Bunun son konuşmamız olduğunu düşünmüştüm. Fakat yanılmışım. Aylar sonra Ceyda beni tekrar aradı. Bu kez ağlamıyordu. — Meryem Hanım, bilmeniz gereken bir şey var. Kısa bir duraksamanın ardından devam etti: — Cihan benimle birlikte olmaya başlamadan önce test sonuçlarının bir kısmını zaten biliyordu. Bölüm 3 Elimde telefonla öylece kalakaldım. — Ne dedin sen? Ceyda derin bir nefes aldı. — Eski e-postalarını gördüm. Doktorların onda genetik bir rahatsızlıktan şüphelendiğini başından beri biliyormuş. İçimde bir şeylerin nihayet yerine oturduğunu hissettim. Kırılmamıştı. Çünkü zaten çok önceden paramparça olmuştu. Şimdi sadece parçalar birleşiyordu. — Peki neden seninle birlikte oldu? — Sanırım sağlıklı çocuk sahibi olabileceğini kanıtlamak istedi. Cevap vermedim. Yaşananların gerçek boyutunu ilk defa o an bütünüyle kavradım. Cihan sadece benim acımdan kaçmamıştı. Kendisinin sorunlu olmadığını annesine ispatlamak için başka bir kadını ve 2 masum bebeği araç olarak kullanmıştı. 6 ay sonra, mimari restorasyon ve boşanma sonrası hayata yeniden başlama temalı bir panele katılmak üzere İstanbul’a döndüm. Etkinliğin yapıldığı salondan çıktığımda Cihan’ı bir arabanın yanında beni beklerken buldum. Epeyce zayıflamıştı. En az 10 yaş yaşlanmış gibi görünüyordu. — Test sonuçlarını biliyordun, dedim doğrudan. İnkâr etmeye çalışmadı. — Evet. — Ne zamandan beri? — Ceyda’dan da önce. Göğsümde ezici bir baskı hissettim. — Ve her şeyin benim suçum olduğuna inanmama göz yumdun, öyle mi? Başını öne eğdi. — Utandım. — Ben de çok korkmuştum. — Biliyorum. — Hayır. Şimdi anlıyorsun. Cihan elleriyle yüzünü kapattı. — Başka bir kadından çocuğum olursa doktorların yanıldığını kanıtlarım sanmıştım. — Kime kanıtlayacaktın? Cevap vermedi. Vermesine de gerek yoktu zaten. — Annene. Gözlerini yumdu. — Evet. — Demek ki sana çocuk veremediğim için başka bir kadına gitmedin. — Hayır. — Başka bir kadına gittin, çünkü yapabildiğini göstermeye ihtiyacın vardı. Gözleri yaşlarla doldu. — Çok büyük bir korkaktım. — Evet. Bunu öfkeyle söylemedim. Sadece durumun en yalın adı buydu. — Seni gerçekten sevmiştim, Meryem. Başımı yavaşça iki yana salladım. — Sen sadece senin için kolaylaştırdığım o konforlu hayatı sevdin. Beni sevmek cesaret gerektirdiği her an arkana bakmadan kaçtın. Cihan sessizce ağlamaya başladı. — Bir gün beni affedebilecek misin? O yılları düşündüm. Sonra Bodrum’u düşündüm. Kendi atölyemi. Selim’i. Kendimi. — Sana geri dönmeden de senden nefret etmeyi bırakabilirim. Başını salladı. — Hayatında biri mi var? Aylardır karşılık beklemeden yanımda duran o adamı düşündüm. — Bunun ne kadar kıymetli olduğunu ben henüz anlamadan önce bile yanımda durmayı bilen biri var. Arkamı dönüp yürüdüm. Cihan’ın nihayet bazı şeyleri anladığını düşünmüştüm. Fakat Leman Hanım hâlâ kabullenememişti. 3 ay sonra cemiyet hayatını takip eden bir dergiye röportaj verip oğlunu duygusal olarak manipüle ettiğimi ve 50.000.000 lirasını kopardığımı iddia etti. Avukatım tazminat davası açmak için hazırlandı. Ancak dava açmamıza hiç gerek kalmadı. Arıkan Otelleri’nin yıllık olağan genel kurul toplantısında bir gazeteci herkesin içinde Cihan’a boşanma sürecini sordu. Ömrü boyunca olsa annesini korurdu. Fakat bu kez mikrofona doğru kararlı adımlarla yürüdü. — Meryem Salgado kimseyi manipüle etmedi, dedi hissedarların, çalışanların ve kameraların önünde. — Evlilik dışı bir ilişki yaşadıktan, eşimden hayati tıbbi gerçekleri sakladıktan ve benimle ilgili bir durum yüzünden yıllarca haksız yere suçlanmasına seyirci kaldıktan sonra o parayı kendi rızamla ben teklif ettim. Leman Hanım dehşetle ayağa fırladı: — Cihan! O hiç duraksamadan devam etti: — Eski eşim, ben başka bir kadınlayken tek başına hastane odasında düşüğümüzü yaşadı. Koca salon derin bir sessizliğe gömüldü. — Annem ise yıllarca süren o suçluluk duygusunu dindirebilecek tahlil sonuçlarını önceden bildiği hâlde sadece benim kibrimi korumak için gizledi. Leman Hanım’ın yüzündeki bütün renk çekildi. Bu itiraf şirketin piyasa değerine geçici bir darbe vurdu. Fakat kadın için çok daha kıymetli olan bir şeyi ebediyen yok etti: Cihan üzerindeki mutlak hâkimiyetini. Ceyda sonunda Cihan’dan tamamen ayrıldı. Bir daha asla bir araya gelmediler, ancak çocukları birlikte büyütmeyi başardılar. Cihan psikolojik destek almaya başladı. Annesiyle arasına kesin sınırlar koydu. Aylar sonra bana hiç beklemediğim bir soru sordu: — Kaybettiğimiz o bebeğe bir isim koymuş muydun? Cevap yazmam saatler sürdü. Sonunda sadece şunu yazdım: — Umut. Haftalar sonra, doğurganlık tedavilerine tek başına gitmek zorunda kalan kadınlara psikolojik destek ve ulaşım sağlamak amacıyla bu isimle bir vakıf kurdu. Arıkan soyadını tabelaya asmadı. Hiçbir reklam yapılmasına izin vermedi. Bir gün bir klinikten bana şu e-posta geldi: — Bugün Umut Fonu, bir kadının tıbbi müdahale sonrasında eve yalnız dönmemesini sağladı. O mesajın çıktısını aldım. Çalışma masamın çekmecesine koydum. Her şeyi affettiğim için değil. Korkunç bir karanlığın içinden temiz bir şey doğabildiği için. Benim hayatım ise yolunda aktı. Tazminatın bir kısmıyla kendi restorasyon ve tasarım atölyemi açtım. Daha ilk yılımızda Bodrum, İzmir, Kapadokya ve İstanbul’da prestijli projeler üstlendik. Selim hep yanımdaydı. Fakat hiçbir zaman sınırları zorlamadı. Birlikte çalıştığımız 6 ayın ardından, bir akşamüstü sahilde yürürken aniden durdu. — Süre doldu. Ona baktım. — Ne süresi? — Bizim hakkımızda konuşmadan önce bana tanıdığın o 6 ay. Gülümsedim. — Günleri mi saydın? — Ben peyzaj mimarıyım. Ölçülere ve tarihlere sadık kalmazsak medeniyet çöker. Beni güldürmeyi başardı. Sonra yüzü ciddileşti. — Sana evlenme teklif etmeyeceğim. — Ne büyük rahatlama. — Sadece yalnızca arkadaşmışız gibi davranmadan seni sevmeme izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Selim’in beni kurtarmasına ihtiyaç duyduğum için değil. Tam aksine, beni kurtarmaya çalışmadığı için. — Evet. — İhtiyatlı bir evet mi? Başımı iki yana salladım. — Temiz bir başlangıç. 1 yıl sonra birlikte kendi evimizi tasarladık. İçinde 2 ayrı çalışma odası vardı. Aralarına Selim bir duvar çizmişti. Kırmızı kalemi alıp o duvarın üstünü çizdim. — Buraya açık kemerli bir geçiş istiyorum. Gülümsedi. — Kalıcı olarak mı? — Kalıcı olarak. Ertesi bahar ailemin bahçesinde evlendik. Sadece 40 davetli vardı. Sade çiçekler. Annemin kendi elleriyle hazırladığı yemekler. Gösterişli otel salonları yoktu. Buzdan heykellere kazınmış gösterişli soyadları yoktu. Kimseye kanıtlayacak hiçbir şeyimiz yoktu. Nikâh yemini ederken Selim ellerimi tuttu. — Sana acısız bir hayat vadedemem, dedi. Ama sırf ben rahat edeyim diye canın yanmıyormuş gibi davranmak zorunda kalmayacağına söz verebilirim. Sesim titredi: — Ben de bir daha asla aşkın içinde kendi varlığımı yok etmeyeceğime söz veriyorum. Akşama doğru telefonuma son bir mesaj düştü. Cihan’dandı. İkizlerin sağlığı yerindeydi. Kurduğu vakıf az önce 1000’inci kadına yardım eli uzatmıştı. Evlendiğimi de öğrenmişti. Mesajı şöyle bitiyordu: — O 50.000.000 lira sadece maddi bir borçtu. Seni tek başına taşımak zorunda bıraktığım o yükün bedelini asla ödeyemez. Hayatına bir daha asla müdahale etmeyeceğim. Çok mutlu ol. Mesajı bir kez okudum. Sonra geçmişteki bütün yazışmaları sildim. İçimde bir zafer hissi yoktu. Hüzün de kalmamıştı. Sadece bu hikâyenin artık ebediyen bittiğini anladım. Selim beni bahçedeki zeytin ağacının altında buldu. Ceketini omuzlarıma bıraktı. — Kayboldun sandım. — Sadece 5 dakikalığına geldim. — Ben de ülke genelinde arama emri çıkartacaktım. Gülerek elini tuttum. 12 yıl boyunca büyük bir yalının, herkesçe bilinen bir soyadının ve kabarık bir banka hesabının değerli bir hayat anlamına geldiğini sanmıştım. Fena halde yanılmıştım. Gerçek bir yuva, içinde yaşayabileceğin en pahalı mülk demek değildir. Sesinin çıkmak için kimseden izin istemediği yerdir. Acının kimseye yük olmadığı yerdir. Kimsenin kendini büyük hissetmek için seni küçültmeye ihtiyaç duymadığı yerdir. Cihan hayatından sessizce çekilip gideyim diye bana 50.000.000 lira vermişti. O parayı aldım. Çekip gittim. Fakat o para sessizliğimi satın almadı. Yalnızca özgürlüğümü finanse etti.