Kocamın kanser tedavisi boyunca gece gündüz çalışıp ona baktım
Duyduğum her kelime, kalbime saplanan zehirli bir hançer gibiydi. Bir yıl boyunca uykusuz kaldığım geceler, ödeyebilmek için iki vardiya çalıştığım sahte ilaç paraları, hastane köşelerinde onun elini tutup ettiğim dualar, ağlamaktan kuruyan gözlerim… Hepsi koca bir yalandan, iğrenç bir para hırsından ibaretti. Beni sadece tüketmekle kalmamış, aynı zamanda hayatımın en saf, en temiz fedakârlığını alıp çöpe atmıştı. Hakan, sağlığına kavuştuğu için değil, kurduğu o aşağılık tezgâhı tamamlayıp zengin bir adam olarak hayatımdan çıkabilmek için o kapıdan çekip gitmişti. Gözyaşlarım o anda durdu. İçimdeki derin acının yerini tarifsiz, buz gibi bir öfke ve kararlılık aldı. Yıllardır tanıdığımı sandığım o adamın karşısında bir kurban olarak ezilip bükülmeyecektim. Doktor Kenan Bey bana bakıp, “Selin Hanım, tıbbi olarak onun dolandırıcılık yaptığını kanıtlayacak tüm resmi raporlar, tahlil sonuçları ve kurula sunduğu sahte evrakların kopyaları bu dosyada. Eğer isterseniz bunları savcılığa ve mahkemeye sunmanız için size teslim edebilirim. Bu yapılan sadece ahlaksızlık değil, aynı zamanda ağır bir nitelikli dolandırıcılık suçudur,” dedi. Dosyayı ellerimin arasına aldım. O kağıtlar, bir yıllık esaretimin ve Hakan’ın kendi elleriyle hazırladığı cezasının anahtarıydı. Teşekkür edip hastaneden çıktım. Dışarıdaki soğuk hava yüzüme çarptığında artık ağlayan, çaresiz Selin değildim. Ertesi gün Hakan’ın anlaşmalı boşanma protokolü elime ulaştı. Hiçbir tazminat ve nafaka talep etmeden, tek bir celseyle ayrılmamızı istiyordu. Protokolü imzalamadım. Bunun yerine şehrin en iyi ceza avukatlarından birine giderek elimdeki tüm tıbbi kayıtları, sahte raporları, gece gündüz çalışarak ödediğim hastane dekontlarını ve Hakan’ın gizlediği miras hesaplarının dökümünü teslim ettim. Aylar süren dava süreci Hakan için tam bir kabusa dönüştü. Kurtulduğunu sandığı o sahte hastalık, onun gerçek felaketi oldu. Mahkeme, evlilik birliği içinde eşini kasten aldatmak, sahte evrakla nitelikli dolandırıcılık yapmak ve manevi işkence düzeyinde travma yaşatmaktan dolayı Hakan’ın gizlediği tüm mirasa ve mal varlığına tedbir koydu. Yargılama sonucunda, gizlediği o devasa servetin büyük kısmı maddi ve manevi tazminat olarak bana devredildi; üstelik hakkında açılan ceza davası nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Son duruşmada, adliye koridorunda polislerin arasında kelepçeli halde yürürken ilk kez göz göze geldik. Yüzünde ne o eski kibri ne de hastanedeki o soğuk gülümsemesi vardı; tamamen çökmüş, gerçek bir yenilginin ağırlığı altında ezilmişti. Yanından geçerken durup ona sadece birkaç ay önce hastanede bana söylediği sözü hatırlattım: “Bütün bunlar bittiğinde, bana yaşattığın her şeyi telafi etmek için hayatının geri kalanını harcayacaksın demiştin… Sözünü tuttun Hakan. Şimdi demir parmaklıklar ardında, kaybettiğin hayatını ve vicdanını düşünerek geri kalan ömrünü harcayabilirsin.” Arkamı dönüp adliyenin kapısından çıktığımda bahar güneşi yüzümü ısıtıyordu. On bir yıllık bir yalanı geride bırakmıştım ama kendi gücümü, onurumu ve hayatımı geri kazanmıştım. Gerçekten iyileşen Hakan değil, o hastane odasından küllerinden doğarak çıkan bendim.