Kocamın Sakladığı Gerçek Hayatımızı Değiştirdi

“Eğer eşin bunları bulursa, artık gerçeği saklamanın hiçbir anlamı kalmayacak.” Notu elimde tutarken aşağıdan Barış’ın sesi bir kez daha yükseldi. “Hazır mısın? Gerçekten geç kalıyoruz!” Boğazım kurumuştu. Yedi yıldır aynı yatağı paylaştığım adamın, yatağın altına yıllardır gizlediği bir hayat vardı. Fotoğraflardaki kadın kimdi? O küçük çocuk gerçekten Barış’ın oğlu muydu? Ve en önemlisi, bütün bunlar bizim evlenmemizden önce başladıysa neden bana hiçbir şey anlatmamıştı? Dosyayı hızla kapattım. Fotoğrafları, belgeyi ve notu yeniden içine koydum ama paketi yatağın altına geri yerleştirmedim. Onu gardırobumdaki eski valizin içine sakladım. Sonra aynanın karşısına geçtim. Yüzüm bembeyazdı. Biraz önce davete gitmek için hazırlanmış, saçımı düzeltmiş, dudaklarıma ruj sürmüştüm. Şimdi aynadaki kadın bana yabancı görünüyordu. Aşağı indiğimde Barış kapının yanında bekliyordu. Beni görünce gülümsedi. “Sonunda.” Her zamanki gibi yaklaşıp yanağımdan öpmek istedi. İstemeden geri çekildim. Kaşlarını çattı. “İyi misin?” “Başım biraz ağrıyor.” “İstersen gitmeyelim.” Bu cümleyi o kadar içten söyledi ki içimdeki öfke daha da büyüdü. Gerçekten endişeleniyor gibiydi. Yoksa yedi yıldır rol mü yapıyordu? “Gidelim,” dedim. Davete kadar arabada neredeyse hiç konuşmadım. Barış birkaç kez elimi tutmaya çalıştı. Her seferinde telefonuma baktım ya da camdan dışarı çevirdim yüzümü. Gece boyunca insanların konuşmalarını duydum ama hiçbirini anlamadım. Aklımda yalnızca o fotoğraflar vardı. Özellikle de çocuk. Barış’a çok benziyordu. Aynı kaşlar. Aynı gülümseme. Aynı gamze. Eve döndüğümüzde saat gece yarısını geçmişti. Barış ceketini çıkarırken artık dayanamadım. “Çocuğun adı ne?” Olduğu yerde dondu. Sırtı bana dönüktü. Bir süre kıpırdamadı. Sonra yavaşça bana döndü. “Ne dedin?” “Yatağın altında sakladığın çocuğun adı ne?” Yüzündeki renk çekildi. Sanki biri odadaki bütün havayı boşaltmıştı. “Sen…” “Evet. Buldum.” Barış gözlerini kapattı. “Bunu sana anlatmak istiyordum.” Güldüm. Sesim bana bile yabancı geldi. “Yedi yıldır mı?” “Durum sandığın gibi değil.” “Bu cümleyi kurma.” Sesimi yükseltmemeye çalışıyordum.