Kocası metresiyle Bodrum’a kaçtı ve arkasında acımasız bir not bıraktı
Kocası metresiyle Bodrum’a kaçtı ve arkasında acımasız bir not bıraktı: “Kocakarıya sen bakarsın artık…” Ama kadın odaya girdiğinde, yaşlı kadın ayağa kalktı ve tüm aileyi hapse gönderecek bir sırrı ifşa etti. 1. KISIM Mutfaktaki saat gece yarısını, 11:30’u gösteriyordu. 34 yaşındaki Marisol, çift vardiya çalışmanın ve Metrobüs hattındaki o cehennem azabından farksız trafiğin ardından, iki saat boyunca çile çekerek ayaklarını sürüyerek eve girdi. “Hiçbir patron benim seviyemde değil” diyerek üç ayda bir iş değiştiren Diego adında bir adamla 5 yıldır evliydi. Bu 5 yıl boyunca evin tüm yükünü Marisol sırtlamıştı. Kira, mutfak masrafları, elektrik, internet ve hatta kendisini tepeden tırnağa eleştirmeyi hayat amacı edinmiş huysuz kayınvalidesi Rosa Hanım’ın keyfi harcamaları bile onun cebinden çıkıyordu. O gece ev sıra dışı bir şekilde sessizdi. Ne kayınvalidesinin yüksek sesle izlediği Türk dizilerinin gürültüsü ne de kapıdan girer girmez akşam yemeği isteyen o buyurgan bağırışlar duyuluyordu. Masanın üzerinde, yağ lekeleri içindeki bir tuzluğun altına sıkıştırılmış, aceleyle yazılmış bir not duruyordu. Marisol notu okuduğunda adeta kanının beynine sıçradığını hissetti: “Kocakarıya sen bakarsın artık. Annemle ben kafa dinlemek için Bodrum’u boyladık. Ne de olsa sen hizmet etmek için doğmuşsun.” Marisol’ün midesine bir kramp girdi. Eğer o ikisi sabahın köründe gittiyse, bu demek oluyordu ki 82 yaşındaki babaanne Matilde Hanım, bütün bir lanet olası gün boyunca yapayalnız ve kaderine terk edilmişti. Zavallı kadın, geçirdiği ağır felç yüzünden hareket edemez hale gelmiş ve hiçbir şeyi anlamadığı varsayılarak en arkadaki odada yatağa mahkûm edilmişti. Marisol panik içinde hemen o odaya doğru koştu. Kapıyı açtığında yüzüne ağır, havasız ve tamamen ihmal edilmiş bir oda kokusu çarptı. Köşede kirli bir kovanın durduğu oda loştu. Eskimiş, yıpranmış bir yatağın üzerinde Matilde Hanım zar zor nefes alıyor gibiydi. “Allah’ım, sen yardım et…” diye fısıldadı Marisol, yatağın yanına diz çökerken. Hemen mutfaktan ılık bir bardak su getirdi ve çaresizlik içinde ağlayarak, küçük bir kaşıkla kadının çatlamış dudaklarını ıslatmaya başladı. Marisol, babaannenin güya “çok pahalı olan ilaçları” için Diego’ya neredeyse her maaşını eksiksiz teslim ediyordu; oysa zavallı kadın burada, adeta bir çöp gibi bir kenara atılmış halde yatıyordu. Kararlı bir şekilde telefonunu çıkardı. Onu acilen en yakın devlet hastanesine götürmek için bir taksi çağıracaktı. Fakat tam o sırada, buz gibi ve kemikli bir el, inanılmaz bir güçle bileğini kavradı. Bu, ölmek üzere olan yaşlı bir kadının zayıf tutuşu değildi. Sıkı, adeta çelik gibi bir kavrayıştı. Marisol irkilerek dehşet içinde arkasına döndü. Matilde Hanım gözlerini fal taşı gibi açmış, doğrudan ona bakıyordu. Bu artık hasta bir yaşlı kadının o boş, dalgın bakışı değildi. Keskin, parıl parıl parlayan ve içinde büyük bir öfke barındıran gözlerdi. — Beni acile götürme kızım —dedi yaşlı kadın boğuk ama son derece net bir sesle—. O soysuzların ocağına incir ağacı dikmeme yardım et. Marisol, tek bir kelime bile edemeden donakaldı. Rüya mı görüyordu? Yaşlı kadın bileğini daha da sert sıktı. — O aç köpeklerin benim gerçekte kim olduğuma dair en ufak bir fikirleri bile yok. Bana bir iyilik yap. Köşeye git ve yerdeki o gevşek tahtayı kaldır. Tepeden tırnağa titreyen Marisol denileni yaptı. Eski ahşap tabanın altında, kaliteli ahşaptan yapılmış küçük bir kutu gizliydi. İçinde tuhaf küçük şişeler, resmi hukuki belgeler ve siyah bir uzaktan kumanda buldu. Matilde Hanım o küçük şişelerden birini aldı, içinden birkaç damla içti ve 10 dakika bile geçmeden yatakta doğruldu. Tek başına, dik bir sırtla ve meydan okuyan bir bakışla oturdu. — 3 yıldır son günlerimi yaşıyormuş gibi numara yapıyorum —dedi yaşlı kadın, gözlerini Marisol’e dikerek—. Tam 3 lanet yıldır kimin bana sevgiyle bakacağını, kimin ise bir an önce mezara girmemi bekleyeceğini görmek için sabrettim. Matilde Hanım kumandayı duvara doğru tuttu ve bir düğmeye bastı. Eski kitaplık sessizce yana doğru kayarak, arkasında güvenlik kameraları ve monitörlerle dolu gizli bir oda açtı. — Şimdi o asalağın senin hakkın olan o 13. maaş ikramiyeni nerelerde çarçur ettiğini… ve benim hayatımla ne yapmayı planladıklarını kendi gözlerinle göreceksin —dedi babaanne. Ekranda ilk video belirdiğinde, Marisol başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti. Gözlerinin önünde başlamak üzere olan bu kabusa inanması imkansızdı…