“Duru, kızım, siz annenizle arabaya geçin.” Aslı olduğu yerde kaldı. “Hayır,” dedi. “Önce bu kadının kim olduğunu söyle.” Sinan dişlerini sıktı. “Aslı, lütfen.” Meryem o ismi duyunca içinden garip bir sızı geçti. Aslı. Güvenliğin söylediği isim. Ekrandaki fotoğrafların kadını. Sinan’ın koluna binlerce kez dokunmuş gibi duran kadın. Oysa Meryem, on beş yıldır onun evinde kirayı kısmaya, elektrik faturasını geciktirmemeye, “Sinan bu ay zorlanıyor” diye kendi ihtiyaçlarından vazgeçmeye çalışıyordu. “Ben söyleyeyim,” dedi Meryem. Sesi şaşırtıcı derecede sakindi. “Ben Meryem. Sinan’ın eşiyim.” Aslı’nın yüzü bir anda boşaldı. Büyük kız annesinin elini tuttu. “Anne?” Sinan hemen öne çıktı. “Bu çok karmaşık bir konu.” Meryem ona baktı. “Hayır. Karmaşık değil. Sadece kirli.” Güvenlik görevlisi ve resepsiyondaki kadınlar ne yapacaklarını bilemeden donup kalmıştı. Birkaç çalışan uzaktan bakıyordu. Meryem, bir an için herkesin kendisine acıdığını hissetti. Ama o acıma bile, Sinan’ın yüzündeki korkudan daha az inciticiydi. “Aslı,” dedi Meryem, “sen onunla evli misin?” Aslı’nın dudakları titredi. “On iki yıldır.” Meryem başını hafifçe geriye çekti. “On iki…” Sinan gözlerini kapattı. “İmam nikâhı değil,” dedi Aslı, sanki kendini savunmak ister gibi. “Resmî. Ben… ben onun ilk evliliğinin yıllar önce bittiğini sanıyordum.” Meryem güldü. Kısa. Acı. “Ben de hâlâ evli olduğumuzu sanıyordum.” Küçük kız ağlamaya başladı. Aslı hemen diz çöküp ona sarıldı. Meryem o çocuklara baktı. İki masum yüz. İki ayrı hayatın içine yalanla doğmuş çocuk. O an öfkesinin yönü değişmedi ama büyüdü. Çünkü Sinan sadece onu aldatmamıştı. Herkesi kendi yalanının etrafında dizmişti. Sinan kolundan tutmaya çalıştı. “Meryem, gel. Yukarı çıkalım.” Elini çekti. “Bana dokunma.” “Meryem, burada şirket çalışanları var.” “On beş yıl boyunca beni kapının dışında tuttun. Bugün içeri girdiğim için mi utanıyorsun?” Sinan’ın yüzü sertleşti. Eski tanıdık tonuna geçti. “Mantıklı davran.” Bu cümle yıllardır Meryem’i susturmuştu. Mantıklı davran. Abartma. Beni zor durumda bırakma. İşler karışık. Şimdi zamanı değil. Ama artık zaman gelmişti. Meryem resepsiyondaki pastayı aldı. Üstündeki on beş rakamına baktı. Sonra Sinan’a uzattı. “Bunu sana sürpriz olsun diye getirdim. Yıl dönümümüz için.” Aslı başını kaldırdı. “Bugün bizim de yıl dönümümüz,” dedi fısıltıyla. O cümle Meryem’i bıçak gibi kesti. Sinan aynı günü iki kadına mı vermişti? Yoksa birinin yıl dönümünü ötekine saklanmak için mi kullanmıştı? “Vay,” dedi Meryem. “Takvim konusunda da cimri değilmişsin.” Sinan fısıldadı: “Yeter.” “Hayır,” dedi Meryem. “Daha yeni başlıyoruz.” O sırada ekrandaki fotoğraf değişti. Sinan bir sahnede duruyordu. Yanında şirketin diğer ortakları. Alt yazıda şunu yazıyordu: Kurucu Ortak Sinan Arslan, şirketin on beşinci yıl plaketini aldı. Meryem’in gözleri o cümleye kilitlendi. Kurucu ortak. On beş yıl. Kendi evliliği kadar eski bir şirket. Ona yıllarca anlattığı o yoksulluk hikâyesi bir anda çöktü. Eski iş hanı. Dar ofis. Parasız patron. Kesinti. Kriz. Hepsi yalan mıydı? Meryem, Sinan’a baktı. “Sen burada çalışan değilmişsin.” Sinan cevap vermedi. “Ortakmışsın.” Aslı şaşkınlıkla Meryem’e döndü. “Sen bilmiyor muydun?” Meryem’in içinden acı bir kahkaha çıktı. “Ben onun hâlâ borç ödediğini sanıyordum.” Aslı’nın yüzünde gerçek bir dehşet belirdi. “Ne borcu?” Meryem yavaşça konuştu. “Evdeki araba eski diye üzülmesin diye kendi bileziğimi sattım. Şirket maaşları geç yatırıyor dediğinde annemden kalan parayı verdim. On beş yıl boyunca ‘bu ay biraz sıkıştık’ dediğinde marketten kıstım. Onun takım elbise alacak parası yok sanıp, kendi diş tedavimi erteledim.” Sinan’ın yüzü artık sadece korkmuş değil, köşeye sıkışmıştı. “Meryem, bunlar konuşulacak şeyler değil.” “Evet,” dedi. “Çünkü konuşsak foyan çıkacaktı.” Aslı ayağa kalktı. “Sinan, bu doğru mu?” “Ben size her şeyi açıklayacağım.” “Aslı’ya mı, bana mı?” diye sordu Meryem. “Yoksa üçüncü birine mi?” Bu cümle lobideki havayı kesti. Sinan bağıracak gibi oldu ama şirket çalışanlarının bakışını görünce kendini tuttu. Aslı çocuklarına döndü. “Kızlar, güvenliğin yanına gidin. Hemen.” Büyük kız annesini bırakmak istemedi. “Anne…” “Gidin kızım.” Güvenlik görevlisi, mahcup bir sessizlikle çocukları kenara aldı. Aslı Sinan’a döndü. “Yukarı çıkıyoruz. Hepimiz.” Sinan itiraz edemedi. Meryem çantasını yerden aldı. Çiçekler dağılmıştı. Onları toplamadı. Bir kadının on beş yıllık evliliği dağıldığında, yerdeki çiçekleri toplaması gerekmiyordu. Asansöre bindiler. Kimse konuşmadı. Meryem kendi yansımasını asansör aynasında gördü.