Komşularımız babamın kötü bir adam olduğunu düşünürdü

“Tahir’i anlamak istiyorsanız yüzüne bakmayın…” Annemin yıllar önce söylediği o cümle, metal kutunun kapağı açıldığı anda zihnimde yeniden yankılandı. Hepimiz masanın etrafına toplanmıştık. Kimse konuşmuyordu. Kutunun içinde tomar tomar para görmeyi bekliyordum. Belki eski banka dekontları… Belki gizli borçlara ait evraklar… Belki de babamın yıllardır annemden sakladığı başka bir hayatın izleri. Ama karşımızdaki manzara bunların hiçbirine benzemiyordu. Kutunun üst kısmında sararmış zarflar, banka cüzdanları, tapu fotokopileri ve yıllara göre ayrılmış küçük defterler vardı. Annem ilk defteri eline aldı. Kapağında yalnızca bir tarih yazıyordu: 1983. Babam sessizce sandalyeye oturdu. “İlk maaşından başladım,” dedi. Ben kaşlarımı çattım. “Neye başladın?” Babam cevap vermek yerine anneme baktı. Annem defteri açtı. İlk sayfada annemin o yıl aldığı maaşlar tek tek yazılmıştı. Her maaşın karşısında başka bir rakam vardı. “Kira.” “Elektrik.” “Pazar.” “Çocukların okul masrafı.” Altında ise daha küçük bir bölüm bulunuyordu: Meral’in geleceği için ayrılan para. Şaşkınlıkla babama baktım. “Bu ne demek?” Babam derin bir nefes aldı. “Annenin parasını hiçbir zaman tamamen harcamadım.” İçimde yıllardır taşıdığım öfke bir anda kabardı. “Ama elinde hiç para bırakmıyordun!” “Biliyorum.” “Yeni bir kaban bile alamadı!” Babam başını önüne eğdi. “Onu da biliyorum.” Sesim yükseldi. “O zaman neden?” Annem elini koluma koydu. “Önce dinle.” Babam ayağa kalktı ve kutunun en altından büyük kahverengi bir dosya çıkardı. İşte başta bahsettiği dosya buydu. Masaya koydu. Üzerinde annemin adı yazıyordu:MERAL YILMAZ Babam dosyayı anneme doğru itti. “Artık sen aç.” Annem dosyanın iplerini çözdü. İlk belge bir tapuydu. Annem gözlüğünü takıp okumaya başladı. Bir süre sonra elleri titremeye başladı. “Bu… bizim ev değil.” Babam başını salladı. “Değil.” Tapuda küçük bir apartman dairesinin adresi vardı. Annem bana baktı. “Bu ev kimin?” Babam sakin bir sesle cevap verdi. “Senin.” Odadaki herkes donup kaldı. Annem ikinci belgeyi çıkardı. O da başka bir tapuydu. Sonra üçüncüsü. İki küçük daire ve şehir dışında bir arsa. Üçünün de sahibi annemdi. Annem şaşkınlıkla babama baktı. “Bunları ne zaman aldın?” “Yıllar içinde.” “Benim haberim olmadan mı?” “Evet.” Annemin gözleri doldu. Babam konuşmaya devam etti. “Senin paranı her aldığımda önce evin ihtiyaçlarını karşılıyordum. Kalanını biriktiriyordum. Ben de kendi maaşımdan ekliyordum.” Ben hâlâ anlamıyordum. “Peki neden anneme söylemedin?” Babam sustu. İşte o sessizlik, odadaki herkesi daha da meraklandırdı. Sonunda anneme baktı. “Çünkü söz vermiştim.” Annemin yüzündeki ifade değişti. “Söz mü?” Babam başını salladı. “Baban öldüğünde bana söylediği şeyi hatırlıyor musun?” Annem uzun süre düşündü. Sonra gözlerini kapattı. Babam devam etti: