Leyla’nın Saçları
İki saat sonra Müdür Bey aramıştı. Okula vardığımda avuç içlerim direksiyonda terlemişti. Müdür Bey ofisin önündeydi. “Bu nedir?” diye sordum. “Kim bu insanlar?” Bu onu gülümsetti. “Birlikte geldiler Pınar, hepsinin üzerinde fabrika ceketleri vardı ve Leyla’yı adıyla sordular,” dedi. “Sekreterim panikledi. Sonra ben de panikledim.” “Kızım neden onların yanında?” Yüz ifadesi değişti. “Çünkü Caner’in adını söyledikleri an, onlarla kalmak istedi.” Sonra ofis kapısını açtı. İçeride gördüğüm şey beni neredeyse ikiye katlıyordu. “Sekreterim panikledi. Sonra ben de panikledim.” Leyla, iki eliyle ağzını kapatmış pencerenin yanında duruyordu. Melek onun yanında oturuyordu, peruğu takmıştı. Zayıf yüzünde çok güzel duruyordu. Annesi arkasında durmuş, mendiline ağlıyordu. Ve odanın ortasında, müdürün masasında Caner’in eski sarı bareti duruyordu. Adı hala iç kenarında yazılıydı. Leyla altı yaşındayken üzerine yapıştırdığı o simli mor yıldız da hala oradaydı. Melek onun yanında oturuyordu, peruğu takmıştı. Müdür Bey arkamdan kapıyı kapattı. “Pınar, onlar açıklamadan önce bilmen gereken bir şey daha var. Melek’e gülen çocuklar bunu sadece bir kez yapmamışlar. Leyla peruğu getirdikten sonra çocuklardan birini dersten çıkardık. Bir öğretmen, sorular sormamıza yetecek kadar şeye kulak misafiri olmuş.” Annesi Ceyda’nın yüzü sertleşti. “Kızım iki haftadır öğle yemeklerini revirin tuvaletinde yiyormuş.” Melek’e baktım. “Ah tatlım benim.” Leyla’nın beti benzi attı. “Bu kadar uzun süredir olduğunu bilmiyordum.” İş ceketleri ve ağır botlarıyla masanın etrafında altı adam duruyordu; hepsi olduklarından daha az heybetli görünmeye çalışıyorlardı. “Bu kadar uzun süredir olduğunu bilmiyordum.” Lütfü ilk adımı attı. “Pınar.” Elimi göğsüme bastırdım. “Caner’in bareti neden burada?” Yanına başka bir adam geçti. Mahmut, Caner’in eski şefi. Bana bir zarf uzattı. “Kocan bunu dolabında saklardı,” dedi. “Doğru gün gelirse anlayacağımızı söylerdi. Dün Melis, Leyla’nın ne yaptığını Lütfü’ye anlatmış. Lütfü de bize anlattı. Biz de geldik, çünkü aile dediğin böyle yapar.” Bana bir zarf uzattı. Zarfa baktım. Üzerinde Caner’in el yazısıyla ismim yazıyordu. “Pınar için.” Dizlerimin bağı çözüldü. Leyla yaşlı gözlerle bana baktı. “Anne, babamı tanıyorlarmış.” Aynı anda hem güldüm hem ağladım. Mahmut boğazını temizledi. “Kocan her molasında siz kızlarından bahsederdi. Leyla’nın kramponlarını, senin yaban mersinli kreplerini ve bizim karnımız aç olur diye Caner’e her zaman nasıl fazladan sefer tası hazırladığını bilirdik.” “Anne, babamı tanıyorlarmış.” “Aman Allah’ım,” dedim, o anları yeniden yaşayarak. Sonra Mahmut’un bakışları yumuşadı. “Caner hastalandığında, mola odasında kanser masrafları altında ezilen aileler için bir kavanoz başlattı. ‘Ben bunun ne hissettirdiğini biliyorsam, boğulan başka aileler de vardır’ derdi. Adına ‘Devam Et Fonu’ demişti.” Melek’in annesi başını kaldırdı. Mahmut masaya bir çek bıraktı. “Fonun, ait olduğu yeri bulduğunu düşündük.” Mahmut’un bakışları yumuşadı. Melek’in annesi çeke bakakaldı. “Hayır. Bunu kabul edemem.” “Evet, edebilirsiniz,” dedim kimse konuşmadan önce. “Edebilirsiniz. Çünkü eğer Caner o fonu başlattıysa, tam da sizin gibi aileler için başlatmıştır.” Ceyda bana baktı ve daha şiddetli ağlamaya başladı. “Ve eğer bu okul o çocuğun tuvalette saklandığını biliyorduysa,” dedim müdüre dönerek, “o zaman bu hikaye bu odada bitmeyecek.” “Bunu kabul edemem.” Melek, hala güvenemiyormuş gibi şakağındaki peruğa dokundu. Leyla ona gülümsedi. “Farklı olmak, kötü olmak zorunda değil.” İşte o an Leyla, kocamla çalışmış olan adama baktı. “Gerçekten saçımı kestim diye mi buraya geldiniz?” Hikmet gözlerini ovuşturdu. “Hayır ufaklık. Lütfü bize senin ne yaptığını anlattığı an, her birimiz aynı şeyi söylediğimiz için geldik.” Bana, sonra Leyla’ya baktı. “Bu Caner’in kızı işte.” Oda sessizliğe büründü. “Farklı olmak, kötü olmak zorunda değil.” Zarfı iki elimle aldım. “Bunu insanların önünde okuyamam.” “Bana bıraktığını okuyabilirim,” dedi Mahmut. “Sen kendininkini sonra okursun.” Boğazını temizledi ve cebinden bir not çıkardı: “Eğer kızlarım benim nasıl bir adam olmaya çalıştığımı unuturlarsa, onlara yanlarında olarak bunu hatırlatın. Leyla her zaman kalbinin sesini dinleyecektir. Pınar ise iyiymiş gibi davranıp her şeyi tek başına sırtlanacaktır. Elinizden geliyorsa hiçbirinin tek başına kalmasına izin vermeyin.” Ağzımı kapattım.