Lüks Tatil ve Gizli Gerçek
Bir dakika içinde altı güvenlik görevlisi geldi. Sessizlik… Kenan Bey öne çıktı ve önümde eğildi. “Leyla Hanım. Başlayalım mı?” Mert donup kaldı. “Ne yapıyorsunuz? O benim karım!” “O, buranın sahibi,” diye cevap verdi Kenan Bey sakince. Şok dalga dalga yayıldı. “Bu oteli ben satın aldım,” dedim. “Hiçbir şeyim olmasaydı bana nasıl davranacağınızı görmek istedim.” Faruk’a baktım. “Bana köylü dedin.” Burcu’ya baktım. “Bana hizmetçi gibi davrandın.” Mert’e baktım. “Oğlunun boğulmasını izledin.” “Leyla, bekle…” diye yalvardı Mert. Bir görevli onu geri itti. “Onları buradan atın,” diye emir verdim. Bağırdılar. Tehdit ettiler. Yalvardılar. Gülümsedim. “Kameralar her şeyi kaydetti. Polis dışarıda bekliyor.” Mert çöktü. “Nereye gideceğiz?” Arkamı döndüm. “Yüzmeyi dene.” En üst kattaki balkonumdan onların kapı dışarı edilişini izledim. Çok küçük görünüyorlardı. Avukatım her şeyi onayladı; boşanma, velayet, suçlamalar. Ali yanıma oturdu. “Geri mi gelecekler?” “Hayır.” “Benim suçum muydu?” Kalbim parçalandı. “Hayır birtanem. Sen mükemmelsin.” Haftanın geri kalanını yaralarımızı sararak geçirdik. Sahilde yürüdük. Suyun üzerinde kalmayı öğrendik. Yıllar sonra ilk kez kendimi özgür hissettim. Görünmez değildim. Zayıf değildim. Ben Leyla Soykan’dım. Bir yıl sonra, Gök Mavisi Sahili parlıyordu. Hâlâ lükstü ama artık daha sıcak, daha nazikti. “Anne!” Ali bana doğru koştu; gülerek, güvenle, suda dimdik durarak. Mert hakkında bir e-posta geldi. Hayatı darmadağın olmuştu. Sildim. Hiçbir şey hissetmedim. “Dondurma alabilir miyiz?” diye sordu Ali. Gülümsedim. “İstediğin her şeyi alabilirsin.” Yürürken bir adamın karısına bağırdığını fark ettim. Kenan Bey’e döndüm. “Kadının odasını bir üst seviyeye taşıyın.” “Ya adam?” “Eğer sesini bir kez daha yükseltirse, onu otelden atın.” Kenan Bey başıyla onayladı. Benim dünyamda nezaket önemliydi. Zalimliğin sonuçları vardı. Ben artık görmezden geldikleri o kadın değildim. Kontrol bendeydi. Ve bu sadece başlangıçtı.