Mezuniyet Töreninde Herkesin Sustuğu O An
Mezuniyetten iki hafta önce oğlum Arda, arkadaşlarını, babasının desteğini ve yüzlerce insan önünde onurunu kaybetmesine neden olabilecek bir şey yapacağını söyledi. Ona yalvardım, yapmaması için dil döktüm. Sadece yüzüme baktı ve “Anne, bunu yapmak zorundayım,” dedi. Tören günü fısıltılar daha Arda kürsüye varmadan başladı. Arkamda oturanlar “Bu çocuğun nesi var?” diyerek kıkırdıyorlardı. Arda ise hiç istifini bozmadı. Üzerindeki kırmızı elbise, her adımında hafifçe sallanıyor, sahne ışıkları altında olması gerekenden çok daha dikkat çekici parlıyordu. Tam da korktuğum gibi. İki hafta önce mutfakta otururken, Merve’nin giyemediği o kırmızı elbiseyi elinde tuttuğunu gördüğümde dünya başıma yıkılmıştı. Merve, ikiz kardeşiydi. Hastalık onları ayırana kadar birbirlerinden hiç ayrılmamışlardı. Merve, mezuniyetinde bu elbiseyi giymenin hayalini kurmuş, hastanedeyken bile o elbiseyi almamız için bana yalvarmıştı. Onu kaybettikten sonra Arda sessizliğe gömüldü, babası Doğan ise öfkesine esir oldu. Doğan, “O elbiseyi giyip kendinizi rezil etmeyin, o törene gelmem,” dediğinde Arda sadece, “Gelme o zaman,” demişti. Okul yönetimi bile tören sabahı arayıp elbiseyi giymemesi için onu ikna etmeye çalıştı. Arda, “Teşekkürler ama o elbiseyi giyeceğim,” diyerek telefonu kapattı. Tören salonunda yüzlerce kişi ona bakıp gülüyor, bazıları videolarını çekiyordu. Arda’nın omuzları gergindi, çenesi sıkılıydı. Her fısıltıyı duyuyordu. Ama ben üçüncü sırada, onun bu elbiseyi neden giydiğini bilen tek kişi olarak oturuyordum. Arda sahneye çıktı, diplomasını aldı ve kalabalığın arasından doğrudan bana doğru yürümeye başladı. Salon gürültüyle doluydu. Biri dalga geçerek, “Ciddi mi bu?” dedi. Arda durmadı. Üçüncü sıraya, tam önüme geldi. O gün ilk kez gözlerindeki o sarsılmaz ifade çatladı, gözleri doldu. Cebinden dikkatlice kağıt mendile sarılmış küçük bir şey çıkardı. Salonun gülüşmeleri sürerken o, mendili açtı. İçinde ne olduğunu gördüğüm an, koca salon gözümün önünden silindi. Bu, Merve’nin hastane bahçesinden kopardığı, kurutulmuş sarı bir papatyaydı. (Arda’nın elindeki o kurumuş papatya ve Merve’nin bıraktığı o sarsıcı mektubun tamamı.