BÖLÜM 2 Emre, kurduğu her şeyin üzerine yıkıldığını hissetti. 4 yıl boyunca aynı hikâyeyi tekrar etmişti, delirmemek için: Zeynep onu terk etmişti çünkü Emre henüz “kimse” değildi, Zeynep ona inanmamıştı, Zeynep zor yolu seçmek yerine kaybolmuştu. Ama gerçek tam oradaydı. Bir banka gömülmüş halde. 3 bebeğiyle. Dudakları kurumuş, elleri çatlamış, yorgunluktan bedeni bükülmüş halde çocuklarını uykusunda bile koruyordu. —Konuş —dedi Emre, artık kendisine bile ait olmayan bir sesle. Fatma Hanım ağzını kapattı. —Seni defalarca aradı. —Hayır. —Şirketine geldi. Yaşadığın binaya geldi. Beni aradı. Bana yazdı. Hamile olduğunu söyledi. Emre yumruklarını sıktı. —Sen ne yaptın? —Seni mahvetmesin diye söyledim. Emre acı bir kahkaha attı. —Mahvetmesin mi? Çocuklarımla mı? —Ben seni korumak istedim oğlum. İlk büyük anlaşmanı imzalamak üzereydin. 3 bebeğin babası olacağın duyulursa her şey çökebilirdi. —O Zeynep’ti! —diye bağırdı Emre—. O benimle kira parasını bile zor denkleştirdiğim günlerde yanımdaydı! O “herkes” değildi anne! Bağırış Zeynep’i uyandırdı. Gözlerini açtı, 3 bebeği hızla kucakladı ve Emre’yi görünce olduğu yerde dondu kaldı. Sonra yüzü öfkeyle doldu. —Yaklaşma. Emre ellerini kaldırdı. —Zeynep… bunu az önce öğrendim. Zeynep Fatma Hanım’a baktı. Kadın gözlerini kaçırdı. Ve bu, cevaptı. Zeynep kırık bir kahkaha attı. Ağlamaktan daha ağırdı. —Ne güzel. 4 yıl sonra vicdanın çalışmaya başlamış. Emre dizlerinin üzerine çöktü. Etrafta telefonlarıyla çekim yapan insanlar toplanmaya başlamıştı ama umursamadı. —Beni affet. —Burada affet isteme —dedi Zeynep, gözleri kızarmış halde—. Sığınaklarda uyuduktan sonra değil. Metro çıkışında tamal satarak yaşadıktan sonra değil. Başkalarının çamaşırını yıkayıp süt parası kazandıktan sonra değil. Çocuklarım ateşlendiğinde ilaç mı bez mi seçeceğimi düşündükten sonra değil. Her cümle Emre’nin üzerine taş gibi düştü. —Ben bilmiyordum. —Ama dinlememeyi seçtin, fırsatın varken. Emre başını eğdi. Çünkü bu doğruydu. Zeynep’in son gecesini hatırladı. Ağlayarak gelmişti ve çok önemli bir şey söylemesi gerektiğini söylemişti. Emre ise yatırımcılarla görüntülü toplantıdaydı. —Yarın konuşuruz aşkım. Bugün olmaz. O yarın hiç gelmedi. Fatma Hanım yaklaşmak istedi. —Zeynep, ben sadece oğlumu korumak istedim. Zeynep ona buz gibi baktı. —Hayır. Siz soyadınızı korumak istediniz. O cümle Fatma Hanım’ı susturdu. Bebeklerden biri ağlamaya başladı. Emre ona baktı, ne yapacağını bilemeyerek, dokunmaya bile hakkı var mı bilmiyordu. Zeynep tereddüt etti. Sonra artık tek başına taşıyamadığı için bebeği ona verdi. —Adı Ali. Emre çocuğu sanki kutsal bir şey tutuyormuş gibi aldı. Bebek, göğsüne değince ağlamayı kesti. Ve Emre çözüldü. Ne bir iş insanı gibi ağladı. Ne güçlü bir adam gibi. Kendi hayatına 4 yıl geç kalmış bir baba gibi ağladı.Diğerleri? —diye sordu. —Elif ve Mert. Emre isimleri yavaşça tekrar etti. Ali. Elif. Mert. Onun çocukları. Doğumlarını görmediği çocuklar. Kucağına alamadığı çocuklar. O teraslarda şampanya içerken soğukta kalan çocuklar. O gün Zeynep’i “borç kapatır gibi” geri kazanmaya çalışmadı. Önce bir doktor çağırdı. Sonra özel ambulans, sıcak yemek, temiz kıyafet ve Zeynep’in çocuklarıyla korkusuzca uyuyabileceği bir oda istedi. Zeynep sadece çocuklar için kabul etti. Onun için değil. Ve Emre bunu anladı. Saatler boyunca Zeynep ona 5 kelimeden fazla konuşmadı. O da zorlamadı. Tüm toplantılarını, uçuşlarını, imzalarını iptal etti. Asistanı programı sorduğunda Emre sadece şunu söyledi: —Programım sonsuza kadar değişti. Ama Türkiye çoktan öğrenmişti. Birisi Emirgan’daki olayı sosyal medyaya yüklemişti. Dakikalar içinde yorumlar patladı. “Zengin adam 3 bebeğiyle kadını terk etmiş.” “Yuh artık.” “Annesi daha suçlu gibi duruyor.” Emre isterse bunu susturabilirdi. İsterse tehdit edebilirdi. İsterse yalan diyebilirdi. Ama ilk kez hikâyeyi kontrol etmek istemedi. Yüzleşmek istedi. 3 gün sonra Zeynep’i, annesini ve bir avukatı bir araya getirdi. Fatma Hanım yıkılmış halde geldi. Çantasından küçük bir anahtar çıkardı. Onu evindeki çelik kasaya götürdü. İçinde sadece mücevherler yoktu. 31 adet mektup vardı. Hepsi Zeynep’ten gelmişti. Hepsi açılmamıştı. Zeynep elini göğsüne götürdü. —Ben hepsini okuduğunu sanmıştım… ve umursamadığını. Emre ilk mektubu titreyen ellerle açtı. Zeynep para istemiyordu. Ev istemiyordu. Soyadı istemiyordu. Sadece hamile olduğunu, korktuğunu, Emre’nin hayallerini yıkmak istemediğini ama çocuklarının babalarını bilmeye hakkı olduğunu yazıyordu. 1 mektup okudu. Sonra bir tane daha. Sonra 10 tane. mektupta Zeynep, Elif’in zayıf doğduğunu, Ali’nin geceleri ağladığını, Mert’in ise parmağına sarılarak uyuduğunu anlatıyordu. Emre nefes alamadığı için bahçeye çıktı. Fatma Hanım uzaktan onu takip etti. O an anladı: oğlunu korumamıştı. Onu, kendi çocuklarına en büyük zararı veren adam haline getirmişti, hiç bilmeden. Ama asıl darbe bir hafta sonra geldi. Hastaneye yaşlı bir adam geldi. Zeynep Karaca’yı soruyordu. Adı Ramazan’dı. Zeynep onu görünce bembeyaz kesildi. —Baba…