O geceden sonra bir huzurevine gitmeyi ben istedim

Ayakkabılara uzun uzun baktı. Banyoda düştüğü geceyi düşündü. Yalnız öleceğini sandığı o anı… Sonra pencerelerdeki yüzleri düşündü. Bekleyen insanları… Ve bir şey fark etti. Korkudan kaçarken başka bir korkunun içine girmişti. Yaşamayı bırakma korkusunun. Bir karar verdi. Odasına çıktı. Bavulunu topladı. Hemşire şaşkınlıkla baktı. — Bir sorun mu oldu? Elif gülümsedi. — Hayır kızım. Tam tersine… Bir şeyi yeni anladım. Kızını aradı. Leyla panikle geldi. — Anne, bir şey mi oldu? Elif elini tuttu. — Eve gidiyorum. — Ama korkuyordun. — Hâlâ korkuyorum. — O zaman neden? Elif gözlerini mavi ayakkabılarına çevirdi. — Çünkü korkmak, yaşamayı bırakmak için yeterli bir sebep değil. Leyla ağlamaya başladı. Annesine sarıldı. O gün eve döndüler. Fakat hikâye orada bitmedi. Bir hafta sonra Elif eski dikiş makinesini çıkardı. Mahalle muhtarına gitti. Camilerle, okullarla ve belediyeyle konuştu. Sonra evinin kapısına küçük bir tabela astı: “Mavi Ayakkabılar Evi” Her çarşamba yalnız yaşayan yaşlılar burada buluşacaktı. Kimisi örgü örecek, kimisi kitap okuyacak, kimisi çocuklara masal anlatacaktı. İlk gün üç kişi geldi. İkinci hafta dokuz kişi. Bir ay sonra yirmi iki kişi vardı. Ve bir gün kapı çaldı. Kapıda Meryem Hanım duruyordu. Elinde bir kutu vardı. — Nedir bu? diye sordu Elif. Meryem Hanım gülümsedi. Kutuyu açtı. İçinde iğneler, danteller ve kumaşlar vardı. — Tekrar dikmeye başlamak istiyorum. Elif’in gözleri doldu. — Birilerine ihtiyaç duyulduğunu hissetmek güzel değil mi? Meryem Hanım ilk kez kahkaha attı. Birkaç ay sonra Mavi Ayakkabılar Evi’nde yaşlı kadınlar çocuklar için kostümler dikiyor, emekli öğretmenler ücretsiz ders veriyor, marangozlar oyuncak yapıyor, yalnız insanlar yeniden birbirlerine ihtiyaç duyuyordu. Elif artık 87 yaşındaydı. Bazen geceleri yine korkuyordu. Bazen banyoya giderken ışığı açıyordu. Çünkü insanın korkuları tamamen kaybolmuyor. Ama bir şeyi öğrenmişti: Ölüm korkusu insanı yaşarken mezara sokabiliyor. Bir sabah mavi spor ayakkabılarını giyip bahçeye çıktı. Güneş yüzüne vuruyordu. Kapının önünde çocuklar gülüyor, içeriden çay kokusu geliyordu. Elif yavaşça gülümsedi. Çünkü sonunda şunu anlamıştı: İnsan uzun yaşadığı için hayatta kalmıyor. Birileri hâlâ ona ihtiyaç duyduğu için yaşamaya devam ediyor.