Oğlum kucağında bir bebekle sahneye çıktığı için mi gülüyorsunuz?
Bölüm 2 : Mikrofonun o tiz cızırtısı salonun duvarlarında yankılanırken, Arda’nın bakışları arkamdaki o fısıltı yığınına, özellikle de "Tıpkı annesi gibi" diyen kadına kilitlendi. Salonun havası bir anda ağırlaştı; binlerce Lira’lık bağışlar, lüks makam araçları ve sahte nezaketler o an o kürsünün önünde anlamsızlaştı. Arda, kucağındaki pembe battaniyeyi biraz daha yukarı kaldırdı. Bebeğin küçük bir hıçkırığı mikrofondan tüm salona yayıldı. Bu ses, o aşağılayıcı gülüşleri bıçak gibi kesti. "Az önce arkalardan bir ses duydum," dedi Arda. Sesi beklediğimden çok daha olgun, çok daha derindi. " 'Tıpkı annesi gibi' dendi. Evet... Haklısınız. Tıpkı annem gibiyim." Duraksadı. Gözleri dolmuştu ama yaşların akmasına izin vermedi. "Çünkü annem, on sekiz yıl önce kapı önüne konulduğunda, cebinde tek kuruşu yokken kaçıp gitmedi. O, 'kalmayı' seçti. Benim annem, sadece beni büyütmek için kendi gençliğini feda etti. Bugün burada bu diplomayı tutuyorsam, bu onun ödediği ağır bedeller sayesindedir. Şimdi bakıyorum da, bazılarınız benim de kaçacağımı, bu bebeği bir yük olarak görüp arkamı döneceğimi sandınız. Belki de bu yüzden güldünüz." Arda, bebeğin minik elini parmağıyla kavradı. "Ama ben bugün sadece mezun olmuyorum. Ben bugün babamın bıraktığı o korkaklık mirasını reddediyorum. Bu çocuk benim hatam değil, benim sorumluluğum. Evet, on sekiz yaşındayım ve bir babayım. Belki cebimde sizin çocuklarınızın sahip olduğu o lüks hayatlar yok. Ama bende onlarda olmayan bir şey var: Vazgeçmemek. Ben babam gibi olmayacağım. Ben Leyla’nın oğluyum. Ve Leyla’nın oğlu olmak, ne olursa olsun sevdiklerinin elini bırakmamak demektir."