OKULDAKİ HERKES KİLOMLA DALGA GEÇERKEN

Annesini kaybettikten kısa süre sonra babası da hayatını kaybetmişti. Aras tamamen ona kalmıştı. “Şikâyet etmiyorum,” dedi hemen. “Aras benim kardeşim. Onu asla bırakmam.” “Biliyorum.” “Ama onun düzenli kontrolleri, ilaçları, ev masrafları… Bir noktadan sonra birikimlerim bitti. Arabayı değiştirmem gerekiyordu, değiştiremedim. Ev sahibimiz geçen ay kirayı artırdı.” Gözlerini kaçırdı.“Geceleri kurye olarak çalışıyorum. Gündüzleri de bir kafede temizlik yapıyorum.” İçimde ağır bir öfke yükseldi. Hayata değil. Yirmi yıl boyunca ona ulaşmayı hiç denememiş olmama. Ben şirketler kurmuş, para kazanmış, yıllar boyunca her başarı konuşmamda o geceyi anlatmıştım. Ama hikâyemin kahramanının nerede olduğunu bir kez bile aramamıştım. “Ceylin.”“Efendim?” “Dün sana bir şey bıraktığını söyledim.” Başını salladı. “Ne bıraktım?” Duvarın yanındaki küçük masadan sararmış kâğıdı aldım. Ona uzattım. Bu, mezuniyet balosunun ertesi sabahı yazdığım nottu. Ceylin yavaşça okumaya başladı.Ama henüz asıl sürprizi görmemişti. Masadaki dosyayı ona doğru ittim. “Bu da sana.” Hemen geri çekildi. “Para kabul edemem.” “Dosyayı aç.” Tereddüt etti. Sonunda kapağını kaldırdı.İlk sayfada bir iş sözleşmesi vardı. Şirketimin sosyal sorumluluk projelerinde çalışacak yeni bir koordinatör pozisyonu. Maaşı, şu anda iki işten kazandığının birkaç katıydı. Ceylin şaşkınlıkla bana baktı. “Ben bu işi bilmiyorum.” “Öğrenirsin.” “Beni tanıdığın için işe alamazsın.” “Seni tanıdığım için değil.” Önündeki ikinci belgeyi gösterdim. “Şirket olarak engelli bireylerin teknolojiye erişimini kolaylaştıracak yeni bir proje başlatıyoruz. Bize yalnızca masa başında rapor okuyacak biri değil, insanların gerçek sorunlarını bilen biri lazım.” Ceylin’in gözleri doldu. “Ben…” “Üstelik çalışma saatlerini Aras’a göre ayarlayacağız.” Birden dosyayı kapattı. “Bunu yapamam.” Şaşırdım. “Neden?” “Çünkü yirmi yıl önce sana yardım ederken karşılığında bir şey beklemiyordum.” Yanına oturdum. “Ben de sana borç ödemiyorum.” “Öyle görünüyor.” Başımı iki yana salladım. “Hayır. Sen bana bir iyilik yapmadın, Ceylin. Bana bir fırsat verdin.” “Neye?” “Kendimi yeniden insan gibi görmeye.” Bir süre birbirimize baktık.Sonra şöyle dedim: “Şimdi ben de sana bir fırsat veriyorum. Kabul etmek ya da etmemek tamamen senin kararın.” Ceylin tekrar dosyayı açtı. Uzun süre sayfalara baktı. Sonra çok yavaş bir şekilde gülümsedi. “Bir şartım var.” “Nedir?” “Aras da projede bize yardım edecek.” İlk kez gerçekten güldüm. “Bence projeyi bizden daha iyi yönetir.” Üç gün sonra Ceylin işe başladı. Aras’la da o hafta tanıştım. Beni görür görmez elimi sıkmak yerine sarıldı. “Ablam senden çok bahsetti,” dedi. Ceylin hemen itiraz etti. “Ben senden hiç bahsetmedim.” Aras gülümsedi. “Eskiden bahsettin.” Aylar geçti. Ceylin’in geliştirdiği ilk proje, özel gereksinimli gençlerin iş hayatına hazırlanmasını sağlayan ücretsiz bir eğitim programı oldu. Bir yıl içinde yüzlerce kişi programa katıldı. Ama beni en çok etkileyen şey şirketin büyümesi değildi. Bir gün ofiste duvarın önünde dururken Ceylin yanıma geldi. Mezuniyet fotoğrafımız artık şirketin sosyal sorumluluk bölümünün girişinde asılıydı. Altına tek bir cümle yazdırmıştım: “Bir insanın hayatını değiştirmek için bazen büyük bir servete değil, doğru anda gösterilen küçük bir iyiliğe ihtiyaç vardır.” Ceylin yazıyı okuyup bana baktı. “Biliyor musun,” dedi, “o gece senin hayatını değiştirdiğimi hiç düşünmemiştim.” Gülümsedim. “Ben de yirmi yıl sonra senin kapıma yemek getirerek hayatımı bir kez daha değiştireceğini düşünmemiştim.” “Bu kez ne değişti?” Duvarın karşısında yan yana duran çalışanlara baktım. Aralarında tekerlekli sandalye kullanan gençler, özel gereksinimli çalışanlar ve hayata yeniden tutunmaya çalışan insanlar vardı. “Eskiden başarıyı ne kadar para kazandığımla ölçüyordum.” Ceylin sessizce bekledi. “Şimdi ise kaç kişinin hayatına dokunabildiğimizle ölçüyorum.” Ceylin koluma hafifçe dokundu. O anda yirmi yıl önceki o balo salonunu düşündüm. Herkesin benimle dalga geçtiği günlerde tek bir kişi yanıma gelmiş ve beni olduğum gibi görmüştü. Yıllar sonra hayat bana onu tekrar karşıma çıkarmıştı. Ama bu kez roller değişmişti. Ve sonunda şunu anlamıştım: İyilik hiçbir zaman kaybolmuyordu. Bazen yıllarca sessizce bekliyor, şehirler değiştiriyor, insanlar yaşlanıyor ve hayat bambaşka yönlere savruluyordu. Ama bir gün mutlaka geri dönmenin yolunu buluyordu. Ceylin yirmi yıl önce beni ayağa kaldırmıştı. Yirmi yıl sonra sıra bendeydi.