Karımın cenazesinden dört saat sonra kızım onun eski tasarruf defterini çöpe atıp, “Annemin zaten doğru dürüst parası hiç olmadı,” dedi. Ben de sessizce defteri çöpten alıp bankaya gittim. Banka müdürü hesap numarasını gördüğü anda kapıyı kilitledi, telefonu eline aldı ve polisi aradı.BÖLÜM 1 “Çöpe at gitsin baba. Annemin zaten hiçbir zaman ciddi bir parası olmadı.” Kızım Valerie, annesini toprağa vereli henüz dört saat bile olmadan bana aynen böyle söyledi.Yetmiş yaşındaydım ve kırk üç yıldır evli olduğum karım Lucia’nın cenazesinden yeni dönmüştüm. Akrabalar, iş ortakları ve tanıdıklar Connecticut, Greenwich’teki evimizin alt katında hâlâ gelip giderken ben kendimi yatak odamıza kapattım. Artık bir tane daha ezberlenmiş başsağlığı cümlesi duymaya tahammülüm yoktu. Lucia her zaman mütevazı bir kadındı. Ben onlarca yıl boyunca üç eyaleti kapsayan bölgede ticari gökdelenler ve alışveriş merkezleri inşa ederken o, günlerini şehir merkezindeki küçük ve sessiz atölyesinde eski kitapları restore ederek geçirmeyi tercih ederdi. Lüks arabalarıma, saat koleksiyonuma ya da milyonların konuşulduğu iş yemeklerine hiçbir zaman ilgi göstermedi.En sevdiği lavanta kokulu el kremini ararken dolabında eski bir ahşap dikiş kutusu açtım. Sahte bir tabanın altında, bankaların onlarca yıl önce vermeyi bıraktığı türden, yıpranmış mavi bir tasarruf hesap defteri buldum. Tam açmak üzereydim ki Valerie kapıyı çalmadan içeri girdi.“Burada ne yapıyorsun baba?” diye sertçe sordu, siyah tasarım elbisesini düzelterek. “Sergio aşağıda iş ortaklarını ağırlıyor. Senin de aşağı inip görünmen gerek.” Defteri kaldırdım. “Bunu annenin dikiş malzemelerinin arasında buldum.” Valerie defteri elimden kaptı, sararmış iki sayfayı gelişigüzel çevirdi ve küçümseyici bir kahkaha attı. “Allah aşkına baba. O küçücük restorasyon dükkânı kendi kirasını bile zar zor çıkarıyordu. Hayatındaki her şeyi zaten sen ödedin.” Sonra defteri masanın yanındaki çöp kutusuna fırlattı. Tartışmadım. Sadece iki gün önce benim kredi kartımla alınmış üç bin dolarlık elbisesiyle odadan çıkışını izledim. İçimde keskin, bomboş bir acı hissettim. Neredeyse karımı toprağa vermek kadar canımı yakmıştı. Kızım annesine saygı duymuyordu. Onun saygı duyduğu tek şey paraydı. Kapı kapanır kapanmaz çöp kutusuna doğru yürüdüm, defteri çıkardım ve ceketimin iç cebine koydum. Garaja doğru giderken damadım Sergio koridorda bana yetişti. “Arthur, dinle,” dedi Sergio, ağır ve teselli edici görünmeye çalışan elini omzuma koyarak. “Valerie’yle geleceğin hakkında çok düşündük. Şu anda çok ağır bir travma yaşıyorsun. Şirket fonlarıyla, vergi beyannameleriyle, gayrimenkul yönetimiyle uğraşmaman gerekiyor. Benim şirketim bunların hepsini senin adına halledebilir. Hatta hukuk ekibime vekâlet belgelerini bile hazırlattım.” Karımın mezarındaki toprak daha kurumamıştı, bu adam şimdiden servetimin peşine düşmüştü. Yorgun ve kırılgan bir gülümseme takındım. “Bunu başka zaman konuşalım, Sergio.” Doğruca Manhattan’daki Metro National Bank genel merkezine gittim. Özel varlık yönetiminin başındaki, aynı zamanda yıllardır güvendiğim eski dostum Jorge Medina’yla hemen görüşmek istediğimi söyledim. Mavi defteri masasının üzerine koydum. “Bunun ne olduğunu bilmem gerekiyor, Jorge.” Jorge defteri aldı. Önce kaşlarını çattı. Sonra iç kapağında yazan ana hesap numarasını okudu. Bir anda yüzünün rengi çekildi. Ayağa kalktı, ofisin kapısını kilitledi, jaluzileri indirdi ve sanki patlamamış bir bomba bulmuş gibi tekrar deftere baktı. “Arthur…” diye fısıldadı. Sesi titriyordu. “Bunu nerede buldun?” “Lucia’ya aitti.” Defteri masaya bırakırken elleri titriyordu. “Bu odadan çıkma, Arthur.” “Neden? Neler oluyor?” Jorge güçlükle yutkundu. “Çünkü bu sıradan bir tasarruf hesabı değil. Ve sen bu defteri bugün ilk kez bulduysan… çok büyük, felaket boyutunda bir sorunumuz var.” Masa telefonuna uzandı ama numarayı çevirmeden önce bana katıksız bir korkuyla baktı. “Federal mali suçlar birimini hemen aramam gerekiyor.” İşte o saniye, Lucia’nın mezara beraberinde devasa bir sır götürdüğünü anladım. Henüz bilmediğim şey ise o sırrın ailemi tamamen yerle bir etmek üzere olduğuydu.