Onlar evlerinde misafirleriyle kahkahalar atarken

Hiç Söylememiştim. Kurban Bayramı Sabahı Saat 05.00’te Beni Arayıp, “Kızını Otogardan Al,” Dedi. Oraya Vardığımda Kızımı Soğukta Titreyen Bir Bankta Buldum… Kızım soğuktan titriyordu. Bitkin düşmüştü, korkudan konuşmakta zorlanıyordu. “Anne,” diye fısıldadı. “Bana zarar verdiler… Sevgilisinin bayram sofrasında benim yerime oturabilmesi için…” “Ben emekli Cumhuriyet savcısıyım. Bu olayın bütün delillerinin korunmasını ve gerekli adli birimlerin derhâl bilgilendirilmesini istiyorum.” Telefonun diğer ucundaki görevli birkaç saniye sustu. Sonra sesini ciddileştirdi. — Emniyet birimlerine bilgi veriyorum efendim. Sağlık ekibi de yolda. Telefonu kapattım. Zeynep’in elini tuttum. — Dayan kızım. Bu kez kimse seni susturamayacak. Saat 06.03’te ambulans geldi. Sağlık görevlileri kızımı sedyeye yerleştirirken polisler de yanımıza ulaştı. Genç polis memuru bana yaklaşıp kim olduğumu sordu. Kimliğimi gösterdim. Ardından savcılık sicil bilgilerimi ve emeklilik belgelerimi sundum. Memurun yüzündeki ifade değişti. — Emekli Cumhuriyet savcısı siz misiniz? — Evet. Ama şu anda karşınızda sadece kızının hakkını arayan bir anne var. Zeynep hastaneye götürüldü. Ben de peşlerinden gittim. Doktorun ilk değerlendirmesi içimi parçaladı. Kızımda darp izleri vardı. Vücudu uzun süre soğuğa maruz kalmıştı. Göz çevresindeki şişlik ve diğer yaralanmalar ayrıntılı muayene gerektiriyordu. Doktor, polis eşliğinde adli rapor düzenleneceğini söyledi. — Şimdilik kızınızı dinlendirin. İfade vermesi için acele etmeyeceğiz. Başımı salladım. Benim de acelem yoktu. Çünkü adalet, öfkeyle değil, sağlam delillerle yürürdü. Saat 08.15’te Zeynep’in bilinci tamamen yerine geldi. İlk sorduğu şey şuydu: Anne, Murat seni aradı mı? Yüzüne baktım. — Hayır. Gözlerinden yaşlar süzüldü. — Bayram yemeğini mahvettiğimi söyleyecekler. Herkese benim suçlu olduğumu anlatacaklar. Elini avucumun içine aldım. — Kızım, bir insanın başına gelen kötülük onun ayıbı değildir. Bunu sana kimse unutturamaz. Sonra yavaşça anlatmaya başladı. Bir süredir Murat’ın telefonunu gizlediğini fark etmişti. Gece geç saatlerde gelen mesajlar, açıklanamayan harcamalar, sürekli değişen şifreler… Bir gün Murat’ın başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenmişti. Kadının adı Derya’ydı. Zeynep, bayramdan önce Murat’la konuşmak istemişti. Murat inkâr etmişti. Sevil Hanım ise oğlunun arkasında durmuştu. — Bir erkek bazen hata yapar. Kadın dediğin yuvasını korur, demişti. Zeynep yine de susmamıştı. Bayram sabahı kavga büyümüştü. Murat, Derya’nın o gün aile sofrasına geleceğini söylemişti. Üstelik Zeynep’ten evi terk etmesini istemişti. Zeynep karşı çıkınca Sevil Hanım da oğluna katılmıştı. Sonrası… Kızım o kısmı anlatırken elleri titremeye başladı. Daha fazla zorlamadım. — Tamam yavrum. Şimdilik bu kadar. Polis memuru ifadesini daha sonra, doktorun uygun gördüğü zamanda alacaktı. Benim aklımda ise başka bir şey vardı. Murat’ın telefonda söylediği halı meselesi. Beş bin liralık halı! Kızımın yaralarını görmezden gelen kadın, halısının parasını istiyordu. İşte onların adalet anlayışı buydu. Saat 09.10’da telefonum çaldı. Murat. Açtım. — Eleanor Hanım, kızınız hâlâ yanınızda mı? Sesindeki rahatlık dikkatimi çekti. — Kızım hastanede. — Abartmayın. Biraz sinir krizi geçirdi. Annem de çok üzgün. Bayram günü böyle şeyler yaşanmasın. — Kızımın yüzündeki yaraları da sinir krizi mi yaptırdı? Sustu. Ardından sesini yükseltti. — Bakın, bu aile meselesi. Polisleri karıştırmanıza gerek yok. El âlem ne der? Şirketten insanlar bugün bize gelecek. Benim itibarımı düşünmek zorundasınız. İşte beklediğim cümle buydu. — Senin itibarın mı? — Evet! Benim itibarım. Biraz anlayışlı olun. Zeynep de hatalı. Annemin halısını mahvetti. Gözlerimi kapattım. — Murat, kızımın ayakkabısının teki yok. Montu yok. Otogarda donmak üzereydi. Sen bana halıdan bahsediyorsun. — O zaman masrafını karşılayın! Telefonu kapattım. Artık onunla tartışmayacaktım. Gerçekleri konuşacaktım. Saat 10.30’da hastaneden ayrılmadan önce polis memuruna elimdeki bilgileri teslim ettim. Murat’ın gönderdiği mesajlar. Zeynep’in daha önce bana anlattığı tehditler. Bayram sabahı yapılan telefon görüşmesi. Hepsinin tarihlerini tek tek yazdım. Ayrıca Murat’ın üç ay önce bana gönderdiği bir mesajı da hatırladım. O gün benden 180 bin lira borç istemişti. Şirketinde acil bir ödeme olduğunu söylemişti. Parayı banka üzerinden göndermiştim. Açıklama kısmına da özellikle “Murat’a borç” yazmıştım. O paranın ne olduğunu artık biliyordum. Murat, Derya’yla birlikte yeni bir daire kiralamıştı. Bunu Zeynep’in bulduğu banka bildirimlerinden öğrenmiştim. Daha da kötüsü vardı. Kızımın evlilik sırasında kendisine takılan altınların bir kısmı ortadan kaybolmuştu. Murat, onları aile borçları için bozdurduğunu söylemişti. Ama Zeynep’in elinde kuyumcuya ait eski teslim fişlerinin fotoğrafları vardı. Her şey bir araya gelmeye başlamıştı. Saat 12.20’de evime döndüm. Koridordaki küçük kasayı yeniden açtım. Eski savcılık rozetimi masanın üzerine bıraktım. Yanına banka dekontlarını, mesajların çıktısını ve altınlara ilişkin belgeleri koydum. Bir zamanlar mahkemede dosya hazırlarken kullandığım eski alışkanlıklarım geri gelmişti. Tarih. Saat. Belge. Tanık. Hiçbir şeyi hafife almıyordum.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.