Otuz Yıl Boyunca Babamın Beni Terk Ettiğine İnandım

Yanında bir DNA raporu vardı ve raporda sizin adınız da geçiyor Telefonu daha sıkı tuttum —Kadının adı ne Noter söylediğinde Nermin sandalyeye tutunmak zorunda kaldı Çünkü gelen kadın, benim otuz yıldır hiç görmediğim biri değildi O kadın, kızım Elif’in kayınvalidesi Aysel’di Parte 3: Ertesi sabah Elif’le birlikte Kars’a giden ilk uçağa bindik Gece boyunca ona bildiğim her şeyi anlatmıştım, Nermin’in itirafını, kaseti, yüz on dört mektubu ve noterin söylediklerini Elif önce inanmadı, sonra tek bir soru sordu —Aysel Hanım benimle evlenmeden önce neden annemin kızlık soyadını üç kez sormuştu O zaman bunu aile merakı sanmıştık Şimdi hiçbir şey masum görünmüyordu Kars’tan Sarıkamış’a giderken yolun iki yanında kar kalıntıları vardı, haziran olmasına rağmen dağların gölgeli yerleri hâlâ beyazdı, ben camdan dışarı bakarken babamın aynı yollarda kaç kez benim adımı düşündüğünü hayal etmeye çalıştım Noterlik küçük ve eski bir binadaydı İçeri girdiğimizde Aysel bizi bekliyordu Her zamanki gibi düzgün giyinmişti, saçları sıkıca toplanmış, çantası dizlerinin üzerinde duruyordu, Elif’i görünce yüzü değişti fakat ayağa kalkmadı —Sen neden buradasın, diye sordu Elif Aysel gözlerini bana çevirdi —Çünkü bu mesele senin düşündüğünden daha eski Noter masaya üç dosya koydu İlki babamın vasiyetiydi İkincisi DNA sonuçlarıydı Üçüncüsü ise hastane kayıtlarıydı Aysel konuşmaya başladığında sesi sakindi Hasan’ın doğum annem Leyla’dan önce başka bir kadınla kısa bir ilişkisi olmuş, o ilişkiden bir kızı dünyaya gelmiş, kız yıllarca başka bir soyadıyla büyümüş O kız Aysel’di Benden sekiz yaş büyüktü Hasan onu da geç bulmuş, ancak Aysel babasını kabul etmiş, yıllarca onunla görüşmüş, işlerinin bir kısmını yönetmiş ve hastalandığında yanında kalmıştı —O halde neden emanetin sana ait olduğunu söyledin, dedim —Çünkü babamın son yıllarında aklına yalnızca sen vardın, dedi Aysel, beni yanında olan kızı olarak değil, sana ulaşmak için kullanabileceği biri olarak görmeye başladı Sözlerinde kıskançlık vardı ama daha derininde yıllarca birikmiş bir yorgunluk seziliyordu Hasan, Elif’in evlendiği aileyi öğrendiğinde Aysel’den bana ulaşmasını istemiş Aysel bunu yapmamış Tam tersine oğlunun evliliğini bozmakla tehdit etmiş, benim geçmişimi Elif’ten saklaması karşılığında Nermin’le anlaşmış Elif yerinden kalktı —Benim evliliğim üzerinden pazarlık mı yaptınız Aysel ilk kez gözlerini kaçırdı —Oğlum seni seviyordu, gerçeği öğrenirse ailenden uzaklaşacağını düşündüm —Benim ailemden değil, sizin yalanlarınızdan uzaklaştı Elif telefonunu masaya koydu Eşi Murat’ı aramış ve konuşmayı açık bırakmıştı Murat her şeyi duymuştu Telefonun diğer ucunda uzun süre sessizlik oldu, sonra yalnızca şunu söyledi —Anne, eve dönme, ben eşyalarını gönderirim Aysel’in yüzü o anda çöktü Onu ilk kez güçlü bir kadın değil, korkusunun içine sıkışmış yaşlı bir insan gibi gördüm Fakat acımak, affetmek değildi Noter vasiyeti açtı Babam nakliye şirketinin kalan hisselerini üç kızı arasında paylaştırmamıştı Aysel’e yıllardır yönettiği şirketin belli bir bölümünü bırakmış, Nermin’e hiçbir maddi pay ayırmamış, bana ise dağ evini, kişisel arşivini ve bankadaki küçük bir hesabı bırakmıştı Vasiyetin altında el yazısıyla eklenmiş bir cümle vardı “Zeynep gelirse ona malımı değil, beklediğimi söyleyin” Başımı eğdim Babam öldüğü için değil, yaşarken beni beklediği için ağladım Noter mühürlü emaneti önümde açtı İçinden para ya da tapu çıkmadı Yüz on dördüncü mektup, küçük bir ses kayıt cihazı ve sararmış bir bebek bilekliği çıktı Bileklikte doğduğum isim yazıyordu Zeynep Leyla Karaca Kayıt cihazını açtım Babamın sesi yaşlıydı, nefesi sık sık kesiliyordu “Zeynep, bu kaydı dinliyorsan sonunda sana ulaşmışım demektir, bana neden gelmediğini sormayacağım, insan bilmediği bir yola çıkamadığı için suçlu değildir, seni terk ettiğimi düşünerek büyüdüysen bunun yükü sana değil bana ait, seni geri almak için daha güçlü olmam gerekirdi, olmadım, yalnızca şunu bil, seni üç gün gördüm ama elli yıl sevdim” Elif elimi tuttu Odada kimse konuşmadı Kayıt devam etti “Beni affetmek zorunda değilsin, mezarıma gelmek zorunda da değilsin, yalnızca kendi kızına gerçeği zamanında söyle, çünkü sevgi saklandığında korumaz, çürür” O gün babamın mezarına gittim Nermin de akşam saatlerinde Sarıkamış’a geldi Depodaki mektupları arabasına yükleyip getirmişti Kutuları mezarın yanına bıraktı ve birkaç adım geride durdu Benden af dilemedi Belki ilk kez doğru olanı yaptı —Neden son on bir yılda dosyayı bulmam için bana yardım ettin, diye sordum —Çünkü annem öldükten sonra yalanı tek başıma taşıyamadım, dedi, ama gerçeği söyleyecek kadar da cesur değildim, dosyayı senin bulabileceğin yere koydum, sonra her aradığında korkup seni vazgeçirdim —Beni korumadın —Biliyorum —Babama da beni sevmemişim gibi yaşattın Nermin başını eğdi —Bunu hiçbir zaman düzeltemeyeceğim Haklıydı Bazı şeyler düzelmezdi Yalnızca artık devam etmesine izin verilmezdi Ankara’ya döndükten sonra Nermin’e evimin anahtarını geri vermesini söyledim, onu hayatımdan tamamen silmedim ama eski yerine de koymadım, aylarca yalnızca mektuplar üzerinden haberleştik, bu kez mektuplar gerçekten sahibine ulaştı Aysel şirket hisselerini korudu fakat Elif ve Murat’la ilişkisi uzun süre düzelmedi, Murat annesinden ayrı yaşamaya başladı, Elif evliliğine devam etti ancak ikisi de çocuklarından hiçbir aile gerçeğini saklamama kararı aldı Ben yüz on dört mektubun hepsini bir anda okuyamadım Her pazar bir tanesini açtım Bazılarında babam yalnızca havadan söz etmişti, bazılarında çocukken sevdiğim rengi bilmediği için özür diliyordu, birinde ellinci yaş günüm için küçük bir ahşap kutu yaptığını yazmıştı O kutuyu dağ evinin mutfağında buldum İçinde boş bir kâğıt vardı Köşesine şu cümleyi yazmıştı “Bundan sonrasını sen yaz” Bir yıl sonra nakliye şirketindeki küçük payımı çalışanların çocukları için kurulan eğitim fonuna devrettim, dağ evini satmadım, her yaz Elif’le birkaç gün orada kaldık Babamın mezarına ilk gidişimde ona kızdım İkinci gidişimde sustum Üçüncü gidişimde mektuplardan birini yüksek sesle okudum Sonra mezar taşına dokunup yıllardır içimde düğüm olan cümleyi söyledim —Seni istemediğim için gelmedim sanma baba, seni beklediğini bilmediğim için gelemedim Rüzgâr çamların arasından geçti Hiçbir mucize olmadı Babam geri dönmedi, kaybolan yıllar yerine gelmedi, yapılan kötülükler bir anda iyiliğe dönüşmedi Ama o gün eve dönerken ilk kez kendimi terk edilmiş bir çocuk gibi hissetmedim Çünkü sonunda gerçeği biliyordum Babam beni aramaktan vazgeçmemişti Ben de artık onun sevgisinden kaçmıyordum.