Patronumun Herkesin Alay Ettiği Kızıyla Evlenmeyi Kabul Ettim

Nermin hemen cevap vermedi. Önce kapıya baktı. Sonra odanın köşesindeki küçük kameraya. Ben de o tarafa döndüm. Gerçekten duvarın üst kısmında küçük siyah bir nokta vardı. “Bu evde kamera mı var?” “Babam güvenlik için der.” “Güvenlik mi?” Nermin acı acı gülümsedi. “Kontrol demek daha doğru.” İçime bir öfke yayıldı. “Bizi mi izliyor?” “Ses yok. Sadece görüntü. En azından ben öyle umuyorum.” Ayağa kalktım. Sandalyeyi alıp kameranın önüne koydum. Nermin şaşkınlıkla bana baktı. “Bunu yapmamalıydın.” “Bu bizim odamız değil mi?” Bu cümleyi söyler söylemez durdum. Bizim odamız. Daha birkaç saat önce bu evlilik benim için bir anlaşmaydı. Ama o an, hiç tanımadığım bir kadının mahremiyetini korumak, bana verilen evden ve kamyonetten daha önemli hale gelmişti. Nermin’in gözleri doldu. Belki de hayatında ilk kez biri onun için bir şeyi kapatmıştı. “Anlat,” dedim. Derin bir nefes aldı. “On yıl önce ben babamın şirketinde muhasebe bölümünde çalışıyordum. Şimdiki gibi değildim. Kilolu değildim. Sağlıklıydım. Çok da dışa dönüktüm. Üniversite okumuştum. Şirketin bazı ödemelerinde gariplik fark ettim. Hayali taşeronlar, şişirilmiş faturalar, kayıtsız nakit çıkışları…” “Baban mı yapıyordu?” “Başta öyle sandım. Sonra işin ucunun babamdan çok daha yakına uzandığını gördüm.” “Kim?” Nermin dudaklarını sıktı. “Amcamın oğlu Vedat. Babam onu şirketin finans işlerine almıştı. Aileden diye güvenmişti. Ama Vedat şirketten para kaçırıyordu. Sadece para değil… bazı projelerde düşük kalite malzeme kullanılmıştı. Bir şantiyede duvar çökmüş, iki işçi yaralanmıştı. Dosya kapatıldı.” Ben istemsizce yumruklarımı sıktım. Çünkü şantiyede çalışan biri olarak bunun ne demek olduğunu biliyordum. Zenginlerin kârı için işçilerin canı defterde küçük bir gider kalemi oluyordu. “Nermin,” dedim, “bunu baban biliyor muydu?” “Sonra öğrendi. Ama ilk fark eden bendim.” “Sonra ne oldu?” “Belgeleri topladım. Babama söylemeden önce Vedat beni öğrendi. Bir gece beni arabayla eve bırakacağını söyledi. Yolda tartıştık. Bana belgeleri vermemi söyledi. Vermedim.” Sesi titredi. “Sonra araba bariyerlere çarptı. Ama çarpmadan hemen önce direksiyonu kıranın o olduğunu gördüm. Bu kaza değildi. Beni susturmak istedi.” Bacaklarıma bir ağırlık çöktü. Nermin devam etti: “Uyandığımda hastanedeydim. Bacağımı kaybetmiştim. Diğer bacağımda ve belimde ağır hasar vardı. Aylarca yürüyemedim. Sonra ilaçlar, depresyon, eve kapanma… kilo aldım. İnsanlar sadece kilomu gördü. Kimse nedenini sormadı.” “Vedat?” “Hiçbir şey olmadı.” “Nasıl?” “Babam skandal çıkmasın diye sustu. Şirketin adı, projeler, ihaleler… Her şeyi düşündü. Bana ‘Seni koruyorum’ dedi. Ama aslında şirketi korudu. Vedat bir süre ortadan kayboldu, sonra başka bir işle geri döndü. Bugün hâlâ aile toplantılarına gelir.” Nefesim kesildi. “Peki beni neden seninle evlendirdiler?” Nermin elini yorganın altına soktu. Küçük bir anahtar çıkardı. “Bunu yarın kasada göreceksin.” Anahtarı avucuma koydu. “Babam son aylarda hastalandı. Kalbi iyi değil. Vedat şirketin tamamını ele geçirmek istiyor. Benim elimde hâlâ bazı belgelerin kopyaları var. Babam bunu biliyor. Beni tek başıma bırakırsa Vedat’ın beni tamamen susturacağından korkuyor.” “Yani beni seni korumam için mi seçti?” “Hayır,” dedi. “Beni kontrol edebilecek, fakir olduğu için susacak, babamın parasına mecbur kalacak biri sandığı için seçti.” Bu cümle yüzüme tokat gibi çarptı. Çünkü doğruydu. Ben o evliliği para için kabul etmiştim. Faruk Bey beni onurlu olduğum için değil, yoksul olduğum için kolay yönetilir sanmıştı. “Sen bunu biliyor muydun?” diye sordum. “Evet.” “Yine de kabul ettin?” Nermin yüzüme baktı. “Ben de senden farklı değildim Kerem. Ben de kaybedecek bir şeyim kalmadığını sandım.” O gece uyumadık. Birbirimize dokunmadık. Ama hayatımda ilk kez bir kadının yanında, onu sahip olmam gereken biri gibi değil, anlamam gereken biri gibi dinledim. Sabah olduğunda Faruk Bey bizi kahvaltıya çağırdı. Masada her şey kusursuzdu. Zeytinler, peynirler, bal, sıcak börek. Nermin sessizdi. Ben de sessizdim. Faruk Bey gözleriyle bizi tarttı. “Her şey yolunda mı?” Bu sorunun altında başka bir soru vardı. Kamera kapatıldı mı? Nermin bir şey söyledi mi? Ben sakin kaldım.