Bunun davayı tehlikeye atabileceğini ve zarar görebileceğimi belirtti. Yine de yaptım. Acı, beni çok belirgin bir doğrultuda pervasız kılmıştı. Ama bu konuda aptalca davranmadım. Meryem iki sokak ötede arabasında bekliyordu. Canan'ı aramadan önce, her dosyanın bir kopyasını Meryem'in sistemine yükledim, videoyu onun güvendiği bir müfettişe e-posta ile gönderdim ve Meryem'in bana verdiği hazır kartlı telefonu yanıma aldım. Canan'ı aradığımda, "Korkuyorum. Ahmet'in bizi neyin içine sürüklediğini anlamam lazım," dedim. Bunu bir zayıflık olarak algıladı çünkü zaten beklediği şey buydu. Gelmeyi kabul etti. Meryem iki sokak ötede arabasında bekliyordu. Ona mesaj attım: Eğer saat ona kadar aramazsam, polisi gönder. Canan garaja tek başına girdi. Uzun bir süre yüzüme baktı. Kapı kapandığı an, "İmzalamalıydın," dedi. Montumun cebinde telefonum kayıt yapıyordu. "Bende video var Canan. Ahmet'in dosyaları var. Yedi numaralı hattı biliyorum," dedim. Kaskatı kesildi. Sonra sordum: "Ahmet'in tehlikede olduğunu biliyor muydun?" Uzun bir süre yüzüme baktı. "Kafa tutulmaması gereken adamlara kafa tuttuğunu biliyordum." "Bu bir cevap değil." "Ona gitmemesini söyledim." "Kocam öldü. Resmi bir yazı gibi konuşmayı bırak." "Nihat yüzünden mi?" "Çünkü bu iş binadan dışarı çıktığı an, bir güvenlik meselesi olmaktan çıkıp bir yükümlülük meselesi haline geldi." "Kocam öldü. Resmi bir yazı gibi konuşmayı bırak," dedim. Bu onu çözdü. Şöyle dedi: "Raporlarda sahtecilik yaptım. Asla imzalamamam gereken şeyleri imzaladım. Kendime işleri koruduğumu söyledim. Sonra Ahmet kayıt tutmaya başladı. Nihat panikledi. Üstündeki insanlar panikledi. Onu izlediklerini biliyordum." "Ve sen yine de onlara yardım ettin." Canan onun ölümünü tezgahlamamıştı. Gözlerini kapattı. "Bunu bastırabileceğimi düşündüm." "Neyi bastırabileceğini?" "Teftişleri. Şikayetleri. Ahmet'in hedef haline gelmesinin nedenini." İşte bu kadardı. Canan onun ölümünü tezgahlamamıştı. Ama onun neden tehlikede olduğunun nedenlerini gömmeye yardım etmişti. "O sabah ne oldu?" diye sordum. Daha arabasının kapısını bile açmadan kaydı Meryem'e gönderdim. Başını salladı. "Tam olarak bilmiyorum. Nihat sonradan aradı. Ahmet bölge müdürlüğüne varmadan önce bir kaza olduğunu söyledi. Eğer konuşursam, herkesle birlikte benim de yanacağımı söyledi." "Yani evime geldin. Elimi tuttun. Bana imzalamamı söyledin," dedim. Ağlamaya başladı. "Üzgündüm." "Hayır," dedim. "Korkuyordun." Sonra dışarı çıktım. Daha arabasının kapısını bile açmadan kaydı Meryem'e gönderdim. Ben bindiğimde o zaten müfettişi arıyordu. İşte şimdi biliyorum. Sabaha karşı müfettişlerin elinde acil müdahale için yeterli kanıt vardı. Fabrikada arama yapıldı. Yedi numaralı hat kapatıldı. Nihat günün bir bölümünde ortadan kayboldu, sonra onu kardeşinin dağ evinde buldular. Günler içinde Canan, denetim raporlarında sahtecilik ve adaleti engellemekle suçlandı. Daha sonra müfettişler bana, kayıp zarfın Nihat'ın ofisine bağlı güvenli bir imha kutusunda yarı parçalanmış halde bulunduğunu söylediler. İşte şimdi biliyorum. Onu Canan almamıştı. Nihat almıştı. En zor kısmı çocuklar oldu. Ahmet'in ölümüyle ilgili soruşturma hâlâ sürüyor. Bana hâlâ tam olarak nasıl öldüğünü söylemediler ama bunun basit bir kaza olma ihtimalini elediler. Bu önemli. En zor kısmı çocuklar oldu. Melis, "Canan halam kötü biri mi?" diye sordu. Ona, "Korktuğu zaman kötü şeyler yaptı," dedim. Can, "Babam biliyor muydu?" diye sordu. Dün gece Meryem, Ahmet'in dolabından bana son bir şey getirdi. "Bence bize gerçeği bırakacak kadarını biliyordu," dedim. Dün gece Meryem, Ahmet'in dolabından bana son bir şey getirdi. Katlanmış bir not. Tek bir cümle. "Eğer bunu okuyorsan, benim senin olmak zorunda kalmanı asla istemediğim kadar cesurmuşsun demektir." Mutfak zeminine oturdum ve göğsüm ağrıyana kadar ağladım. Canan cenazede elimi tutmuştu çünkü bana neyin devredildiğini biliyordu.