Sadece Evliliğimin İkinci Gününde

SADECE EVLİLİĞİMİN İKİNCİ GÜNÜNDE KAYINPEDERİM BENİ DÖVDÜ, KOCAM “AİLEMİZ İÇİN KATLAN” DEDİ, KAYINVALİDEM İSE HAKKIMDA İFTİRALAR YAYMAYA BAŞLADI. SONRA HERKESİ SESSİZLİĞE GÖMEN BİR KAYDI ORTAYA ÇIKARDIM.** **BÖLÜM 1** — Bu evde oğlumun karısı, görümcesinin iç çamaşırlarını bile yıkar. Hoşuna gitmiyorsa kapı orada. Düğünümden sonraki ikinci sabah böyle karşılandım. Benim adım **Elif Demir**. Otuz bir yaşındaydım ve İstanbul’daki büyük bir şirkette pazarlama ekibinin yöneticisiydim. **Murat Yılmaz** ile yaptığım evliliğin, önümde duran kirli çamaşır yığınıyla başlayacağını asla hayal etmemiştim. Yirmi üç yaşındaki görümcem **Zeynep**, duvara yaslanmış telefonuyla ilgileniyordu. — Bluzlarımı elde yıka önce — diye emretti. — Onları makineye atma. Kumaşları bozuluyor. Sepetin içinde çoraplar, ter kokan pantolonlar ve ailenin bütün iç çamaşırları vardı. Derin bir nefes aldım. — Zeynep, ben bu aileye hizmetçi olmak için gelmedim. Herkes kendi kişisel eşyasını yıkayabilir. Diğerleri çamaşır makinesine girer. Kayınvalidem **Fatma Hanım**, sahte bir gülümsemeyle yanımıza geldi. — Bir kereliğine yapıver kızım. O evin en küçüğü, hep böyle alıştı. İyi bir gelin huzursuzluk çıkarmaz. — İyi bir aile de sınırlarına saygı gösterir — diye cevap verdim. — Zeynep artık yetişkin biri. Fatma Hanım’ın yüzündeki gülümseme anında kayboldu. Tam o sırada kayınpederim **Mehmet Bey**, çay bardağını masaya bırakarak bana doğru yürüdü. Emekliydi ve evde söylediği her sözün kanun olduğuna inanıyordu. — Daha şimdiden cevap vermeye mi başladın? — diye bağırdı. — Eve geleli iki gün oldu, geleneklerimizi değiştirmeye kalkıyorsun! Karşılık vermeye fırsat bulamadan eli yüzüme indi. Tokat o kadar sertti ki geriye savrulup sandalyeye çarptım. Dudağımın içi patladı, kulağım uğuldamaya başladı. Fatma Hanım kıpırdamadı. Zeynep bir adım geri çekildi ama yüzünde en ufak bir acıma yoktu. Yatak odasından yeni çıkan Murat ise olduğu yerde donup kaldı. Kocasının eşini savunmasını beklersiniz. Ama o sadece fısıldadı: — Elif... Babamı kızdırmamalıydın. Nasıl biri olduğunu biliyorsun. O cümle içimde kalan son şeyi de kırdı. Mutfağa gittim, büyük bir bıçak aldım ve geri döndüm. Kimseye doğrultmadım. Mehmet Bey’in misafirlere göstermekten gurur duyduğu ağır ceviz masaya bütün gücümle sapladım. Çıkan ses odadaki herkesi dondurdu. — Beni iyi dinleyin — dedim sakin ama kararlı bir sesle. — Bir daha hiç kimse bana el kaldırmayacak. Bir daha olursa polise giderim, delilleri toplarım ve gereken her şeyi yaparım. Bu eve hizmetçi ya da dayak yiyecek biri olmak için gelmedim. Mehmet Bey’in yüzü bembeyaz oldu. Fatma Hanım hemen Zeynep’e sarıldı. Murat ise benim şişmiş yüzüme değil, masadaki bıçak izine bakıyordu. Sanki mobilya karısından daha önemliydi. Odaya gidip eşyalarımı valize doldurdum. Çıkarken Murat yolumu kesti. — Bunu düzeltebiliriz — diye yalvardı. — İnsanlar ne der? Düğünden iki gün sonra evi terk ettiğini duyarlarsa? — Şunu derler — dedim. — Senin karın gitmek için gereken cesareti gösterdi, ama sen onu korumak için gereken cesareti gösteremedin. Ailem beni hiçbir gereksiz soru sormadan kabul etti. Yüzümü görünce annem ağladı. Emekli öğretmen olan babam ise şöyle dedi: — Hiçbir gelenek şiddeti haklı çıkaramaz. Aynı gün Fatma Hanım mahalledeki herkese benim tembel, saygısız ve tehlikeli biri olduğumu anlatmaya başladı. Hatta elime bıçak alıp aileye saldırdığımı bile söyledi. Tokattan ise hiç bahsetmedi. Ben sosyal medyada tartışmaya girmedim. Bunun yerine Murat’a mesaj attım ve annesinin yalan söyleyip söylemediğini sordum. Beni geri döndürmek için çaresiz olan Murat, annesinin olayları çarpıttığını ve Mehmet Bey’in bana vurduğunu gizlediğini itiraf etti. Mesajların ekran görüntüsünü hemen sakladım. Sonra çok önemli bir şeyi hatırladım. Düğünden birkaç hafta önce, salonda duracak düğün hediyeleri için bir güvenlik kamerası satın almıştım. Murat daha sonra kameranın çalışmadığını söylemişti. Ama sözleşme benim adıma yapılmıştı. Şirketle iletişime geçip erişimi yeniden aldım. Ve bütün görüntüleri izledim. Kirli çamaşırlar... Hakaretler... Tokat... Murat’ın sessizliği... Ve benim son uyarım... Her şey kaydedilmişti. Üç gün sonra aileyi İstanbul’daki bir kafenin özel toplantı salonuna çağırdım. Mehmet Bey yine bana ders vermeye başlamadan önce telefonumu ekrana bağladım ve görüntüleri oynattım. Video sona erdiğinde odada tek bir kişi bile konuşamadı. — Yarın boşanma davasını açıyorum — dedim. — Ve bu, yüzleşeceğiniz gerçeklerin sadece ilki. Mehmet Bey henüz bilmiyordu. Ama o video, ailesinin sakladığı en büyük sır değildi. Ve birazdan olacaklara kimse hazır değildi...
Copyright © 2015. All Rights Reserved.