ŞİRKET MÜDÜRÜ BENİ HERKESİN ÖNÜNDE KOVDU
“Dosyanın kapağını kaldırdığım anda gördüğüm ilk belge karşısında nefesim kesildi.” Belgenin en üstünde şirketin logosu vardı. Altında ise büyük harflerle benim adım yazıyordu: MELDA ARIKAN — YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİ VE HİSSE DEVRİ ÖN PROTOKOLÜ Bir an gözlerimin beni yanılttığını düşündüm. Sayfayı elimde tutarken parmaklarım titremeye başladı. Başımı kaldırıp Suat Bey’e baktım. “Bu… ne demek?” Suat Bey masasının arkasındaki koltuğa ağır ağır oturdu. “Okuduğun şey demek.” “Ben dün kovuldum.” “Evet.” “Bugün ise bana şirketten hisse mi veriyorsunuz?” Suat Bey cevap vermeden önce kapıya baktı. Sonra ayağa kalkıp kapıyı kilitledi. İçimdeki huzursuzluk daha da arttı. “Melda,” dedi, “bu şirkette son altı aydır birileri para çalıyor.” Ne söyleyeceğimi bilemedim. “Nasıl yani?” “İlk başta küçük miktarlardı. Fark edilmesin diye farklı tedarikçi hesaplarına dağıtılmış ödemeler… sonra rakamlar büyüdü.” Masasının çekmecesinden başka bir dosya çıkarıp önüme bıraktı. Sayfalarda banka hareketleri, fatura kopyaları ve imzalar vardı. Bazı şirket isimlerini tanıyordum. Ama bir tanesi özellikle dikkatimi çekti. SEVDA ORGANİZASYON VE DANIŞMANLIK LTD. Kaşlarımı çattım. “Sevda mı?” Suat Bey başını salladı. “Şirket doğrudan onun adına değil. Kardeşinin üzerine.” Şaşkınlıktan birkaç saniye konuşamadım. Yıllardır benim pozisyonumu isteyen Sevda’nın böyle bir şey yapabileceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. “Peki benim bununla ne ilgim var?” Suat Bey derin bir nefes aldı. “Çünkü üç hafta önce muhasebe sistemindeki tutarsızlıkları fark eden ilk kişi sendin.” Hatırladım. Bir tedarikçi faturasında aynı hizmetiniki kez işlendiğini görmüş ve bölüm sorumlum Ertan’a bildirmiştim. Ertan bana sistem hatası olduğunu söylemişti. O anda içime kötü bir his çöktü. “Ertan da mı?” Suat Bey’in bakışı değişti. “Henüz emin değilim.” O sırada kapının dışında ayak sesleri duyuldu. Birisi kapı kolunu çevirdi. Kapı kilitliydi. Ardından Sevda’nın sesi geldi. “Suat Bey? İçeride misiniz?” Suat Bey sesini çıkarmadı. Ben de olduğum yerde donup kaldım. Birkaç saniye sonra ayak sesleri uzaklaştı. Suat Bey bana dönüp alçak sesle, “Dün seni kovmamın nedeni buydu,” dedi. “Beni korumak için mi?” “Kısmen.” Şaşkınlıkla baktım. “Diğer kısmı ne?” “Onların ne yapacağını görmek.” Suat Bey telefonunu çıkardı. Ekranda dün akşam göl kenarında çekildiğimiz fotoğraf vardı. “Bu fotoğrafı neden kapınıza astınız?” “Çünkü yanlış anlamalarını istedim.” Bir anda her şey kafamda birleşmeye başladı. Sevda’nın sabah söylediği söz… “Demek sana neden farklı davrandığı şimdi anlaşılıyor.” Suat Bey özellikle insanların aramızda kişisel bir yakınlık olduğunu düşünmesini istemişti. “Neden?” “Çünkü suçlu olan kişi senin kovulmana sevinecek, fotoğrafı gördüğünde ise paniğe kapılacaktı.” Tam o sırada Suat Bey’in telefonu titredi. Ekrana baktı. Yüzündeki ifade değişti. Telefonu bana doğru çevirdi. Güvenlik görevlisinden gelen mesajda tek cümle vardı: Ertan arşiv odasına girdi. Elinde siyah bir çanta var. Suat Bey hızla ayağa kalktı. “Burada kal.” “Hayır.” Bana baktı. “Melda…”