Torun, rahatını feda ederek her gün banyoda ders çalışıyordu

BÖLÜM 1 —Torunum ödevini banyoya kapanarak yapıyordu, klozetin kapağına oturup ders çalışıyordu ve evimizde kimse bana nedenini söylemiyordu. Onu ilk kez o halde gördüğümde içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Elif henüz on iki yaşındaydı. Sessiz, uslu bir çocuktu; her zaman yanaktan öperek selam veren, bir bardak su içse bile “teşekkür ederim” diyen türden bir kızdı. Üç ay önce oğlum Murat, eşi Zeynep ve Elif’le birlikte İstanbul’daki evime taşınmışlardı. “Sadece tadilat bitene kadar kalacağız,” demişlerdi. Ben de sevinmiştim. Yıllardır sadece bayramlarda görebildiğim torunumu artık her gün yanımda olacak diye düşünmüştüm. Ev yeniden canlanacak sanmıştım. Ama ilk haftadan itibaren bir şeylerin yolunda olmadığını hissettim. Bir gece koridordaki banyodan garip bir ses duydum: kalemin kâğıda sürtünmesi. Kapıyı çaldım. —Elif? Orada mısın? İçeriden kısa bir sessizlik oldu. —Evet, anneanne. —Ne yapıyorsun? —Ödevimi. Kapıyı yavaşça açtım. Loş ışıkta, dizlerinin üzerinde defteriyle matematik soruları çözen Elif’i gördüm. Omuzları gergindi, sanki saklanıyordu. —Kızım, neden salonda yapmıyorsun? Orada büyük masa var. Elif gözlerini indirdi. —Burayı seviyorum. —Ama burada rahat olmaz. Işık da az. —Önemli değil. Alıştım artık. “Alıştım.” Bu cümle içimi daha çok acıttı. Hiçbir çocuk banyoda ders çalışmaya alışmamalıydı. O akşam Murat gazeteye bakarken sordum: —Elif neden ödevini banyoda yapıyor? Oğlum başını bile kaldırmadı. —Mahremiyet istiyordur anne, bırak. Sesi soğuktu. Benim büyüttüğüm Murat gibi değildi. Zeynep bulaşık yıkarken hiçbir şey söylemedi ama süngeri sıkışından gerildiğini fark ettim. Sonra daha tuhaf şeyler olmaya başladı. Yemekte dört tabak hazırlanıyordu ama Zeynep neredeyse hiç yemiyor, sonra yemek dolu bir tepsiyle ortadan kayboluyordu. Çamaşır sepetinde Elif’e ait olmayan küçük beden kıyafetleri görüyordum. Sorduğumda Zeynep gülümseyerek: —Eski kıyafetlerim, anne, diyordu. Ama inanmadım. En çok da evin arka odası beni rahatsız ediyordu. Murat ile Zeynep o odayı sürekli kilitli tutuyordu. —Burası çalışma odası —dedi oğlum— önemli evraklar var. Lütfen girme. Bir gün içeriden bir gürültü duydum. Bir şey yere düşmüştü. —Orada biri mi var? —diye seslendim. Cevap gelmedi. O gece uyuyamadım. Alt kattan hafif ayak sesleri, mobilya sürtünmeleri ve fısıltılar geliyordu. Sabah olduğunda Murat’ın gözleri çökmüştü, Zeynep ise ağlamış gibiydi. Günler sonra Elif’i yine banyoya doğru giderken gördüm, çantasıyla birlikte. Onu kolundan tuttum. —Gerçeği söyle bana kızım. Neden orada ders çalışıyorsun? Gözleri doldu. —Söyleyemem. —Neden? —Çünkü babam senin anlayamayacağını söyledi. Göğsüme bir yumruk yemiş gibi oldum. Benim anlayamayacağım neydi? O gece, yıllar önce gömmeye çalıştığım bir anı aklıma geldi. Beş yıl önce Murat bana Zeynep’le evleneceğini söylediğinde, Zeynep’in önceki evliliğinden bir çocuğu olduğunu da öğrenmiştim. O gün ağzımdan çok ağır sözler çıkmıştı. Başka birinin çocuğunu büyütmenin zor olduğunu, engelli bir çocuğun yük olabileceğini söylemiştim. Murat o an donup kalmış, kalkıp gitmişti. O günden sonra o çocuktan hiç bahsetmemişti. Ertesi sabah mutfaktan Zeynep’in fısıltısını duydum. —Günaydın yavrum. İyi uyudun mu? Ama Elif görünürde yoktu. Kapısı aralık odaya yaklaştım. Zeynep birine yemek yediriyordu… ama kimi olduğunu göremiyordum. Ve o anda anladım: evimin içinde saklanan gerçek, kilitli bir kapının ardındaydı… ve o kapı yakında açılacaktı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.