ÜÇ ERKEK ÇOCUĞUMUZ VARDI

Babası, Atakan henüz on sekiz yaşındayken başka bir şehirde yaşayan bir akrabasının yanına göndermişti. Ailesinin yıllarca kendisinden sakladığı küçük bir kız kardeşi olduğunu ise ancak annesinin ölümünden sonra öğrenmişti. Gülay, başka bir aile tarafından büyütülmüştü. Yıllar sonra abisini bulmak için araştırma yapmış, ancak onunla iletişim kurmaya bir türlü cesaret edememişti. Ta ki hamile kalana kadar. "Çocuğun babası nerede?" diye sordum. Atakan'ın yüzü asıldı. "Gülay hamile olduğunu söylediğinde onu terk etmiş. Üstelik bütün birikimini de alıp gitmiş." Boğazım düğümlendi. "Peki neden bebeğini bırakmak istiyor?" Atakan gözlerimin içine baktı. "Çünkü ciddi bir kalp rahatsızlığı var. Doğumdan sonra durumu ağırlaşmış. Acil ameliyata alınması gerekebilir." Başımı ellerimin arasına aldım. Bir anda ne düşüneceğimi şaşırmıştım. Henüz birkaç saat önce evimizin mutfağını temizliyordum. Şimdi ise hiç tanımadığım bir kadının bebeği ve hayatı hakkında konuşuyorduk. "Doktorlar ne diyor?" "Ameliyatın riskli olduğunu söylüyorlar. Gülay, kendisine bir şey olursa kızının kimsesiz kalacağından korkuyor." Tam bu sırada Atakan cebinden telefonunu çıkardı. Ekranda Gülay'ın birkaç gün önce gönderdiği bir mesaj vardı. Abi, bana bir şey olursa kızımı devlet korumasına bırakma. Onun ailesi sen olabilir misin? Mesajı okuduğumda gözlerim doldu. Ama Atakan'ın bana söylemediği başka bir şey olduğunu hissediyordum. "Garajdaki kutunun bununla ne ilgisi var?" İşte o zaman kocam ağlamaya başladı. "Çünkü o kutunun içindekileri hiçbir zaman başkasına veremedim. Senin bir kızımız olsun diye ne kadar ağladığını biliyordum. Her şeyi kabullendiğini söylüyordun ama geceleri gizlice o kutuyu açtığını da biliyordum." Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Sen nereden biliyorsun?" "Bir gece seni gördüm. O küçücük şapkayı ellerinin arasında tutuyordun." Artık ben de ağlıyordum. Atakan ellerimi tuttu. "Bugün Gülay bana kızını emanet etmek istediğini söylediğinde aklıma ilk sen geldin. Ama seni yeniden anne olmaya zorlamak istemiyorum." Ardından hayatımızı değiştirecek o ikinci soruyu sordu. "Nermin, bu küçük kızın annesi olmaya hazır mısın?" Cevap vermek istedim. Ancak tam o anda koridorda koşuşturmalar başladı. Bir hemşire hızla Gülay'ın odasına girdi. Hemen ardından iki doktor daha geldi. Atakan ayağa fırladı. "Ne oluyor?" Kimse cevap vermedi. Birkaç saniye sonra Gülay'ın sedyeyle odadan çıkarıldığını gördük. Doktorlardan biri yanımıza geldi. "Durumu ağırlaştı. Acilen müdahale etmemiz gerekiyor." Atakan'ın yüzü bembeyaz oldu. "Kardeşim kurtulacak mı?" Doktor yalnızca ellerinden geleni yapacaklarını söyleyebildi. O an Atakan'ın omzuna sarıldım. Saatler boyunca koridorda bekledik. Bir ara hemşirelerden biri bebeği getirdi. Minicik kız çocuğunu kucağıma aldığımda gözlerini araladı. Yanakları pembeydi. Küçük parmakları istemsizce gömleğime tutundu. Atakan yanımda diz çöktü. "Gülay henüz isim koymamış." Bebeğe baktım. Yıllar önce seçtiğim isim dudaklarımdan dökülmek üzereydi. Ancak kendimi durdurdum. Çünkü bu bebeğin bir annesi vardı. Ve o anne şu anda yaşam mücadelesi veriyordu. "Adını Gülay koymalı," dedim. Atakan şaşkınlıkla yüzüme baktı. "Sen hep kızımıza başka bir isim vermek istiyordun." "Biliyorum. Ama bu kızın annesinin ismini ve hikâyesini bilerek büyümesini istiyorum." Tam o sırada ameliyathane kapısı açıldı. Doktorun bize doğru yürüdüğünü gördüğümde kalbim duracak gibi oldu. Yüzündeki ifadeden hiçbir şey anlayamıyordum. Atakan yerinden fırladı. "Kardeşim nasıl?" Doktor derin bir nefes aldı. "Ameliyatı tamamladık. Şu anda yoğun bakımda. Önümüzdeki günler önemli ama ilk kritik aşamayı atlattı." Atakan olduğu yere çöktü. Hayatımda ilk kez bir insanın hem ağlayıp hem de bu kadar içten gülebildiğine şahit oluyordum. Ancak hikâyemiz burada bitmedi. Gülay'ın iyileşmesi haftalar sürdü. Bu süre boyunca bebeğiyle ilgilendik. Atakan işe giderken ben üç oğlumuzla birlikte hastaneye gidiyordum. Çocuklarımız küçük kıza öylesine bağlanmıştı ki her sabah ilk soruları aynı oluyordu: "Kız kardeşimiz ne zaman eve gelecek?" Onlara bebeğin aslında kuzenleri olduğunu anlattığımızda en büyük oğlumuz itiraz etti. "Ama biz onu kardeşimiz gibi seviyoruz. Kuzenler kardeş gibi olamaz mı?" Oğlumu kucakladım. "Elbette olabilir." Bir ay sonra Gülay hastaneden taburcu edildi. Ancak gidebileceği bir evi yoktu. Atakan ona geçici olarak küçük bir daire kiralamayı teklif ettiğinde araya girdim. "Bizim evimizde boş bir odamız var." İkisi de şaşkınlıkla yüzüme baktı. "Gülay iyileşene kadar burada kalabilir. Hem çocuklar da bebeğe alıştı." Gülay ağlamaya başladı. O akşam hayatımda unutamayacağım bir konuşma yaptık. Gülay, bebeğini bize evlatlık vermek istediğini söyledi. Kızının bizim yanımızda daha iyi bir hayat yaşayacağını düşünüyordu. Elini tuttum. "Hayır, Gülay. Sen kızını kaybetmeyeceksin." Bana şaşkınlıkla baktı. "Fakat ben ona hiçbir şey veremem." "Yanılıyorsun. Ona bir annenin sevgisini verebilirsin. Biz de size bir aile verebiliriz." O gece hepimiz uzun uzun ağladık. Altı ay sonra Gülay sağlığına kavuşmuş, kendisine bir iş bulmuş ve bizim evimize çok yakın bir daireye taşınmıştı. Kızının adını birlikte belirledik. Masal. Benim on dokuz yaşımdan beri kızım olursa vermek istediğim isimdi. Gülay bunu öğrendiğinde başka isim düşünmeyi reddetti. Bir yıl sonra, Masal'ın ilk doğum gününde garajdaki o eski kutuyu sonunda indirdik. İçindeki küçücük şapkayı Masal'ın ilk oyuncak bebeğine taktık. Kutunun geri kalanını ise Gülay'la birlikte ihtiyaç sahibi annelere bağışladık. O akşam herkes gittikten sonra Atakan'la bahçede oturuyorduk. Bana dönüp gülümsedi. "Bir kızımız olsun diye yıllarca dua ettik. Ama hayat bize bambaşka bir şey verdi." Başımı omzuna yasladım. Evin penceresinden üç oğlumuzun Masal'la oynadığını görebiliyordum. Gülay da onların yanında oturmuş gülüyordu. O an anladım ki Masal'ın dünyaya gelmesi yalnızca bizim hayatımızı değiştirmemişti. Atakan yıllar sonra kız kardeşine kavuşmuş, Gülay kaybettiğini düşündüğü ailesini bulmuş, oğullarımız ise hayatları boyunca sevecekleri küçük bir kuzen kazanmıştı. Ben de yıllardır içimde taşıdığım o özlemin aslında yalnızca bir kız çocuğuna sahip olmakla ilgili olmadığını anlamıştım. Sevecek birine, koruyabileceğim birine ve hayatına dokunabileceğim birine ihtiyacım vardı. Masal'ın zaten onu dünyaya getiren bir annesi vardı. Ama artık onun yanında büyüyeceği kocaman bir ailesi de vardı. Bazen hayat, gerçekleşmediğini düşündüğümüz dualarımızı hiç beklemediğimiz şekilde kabul eder. Ve bazen bir çocuğa verebileceğimiz en büyük hediye, onu kendimize ait kılmak değil, annesiyle birlikte sevip koruyabileceğimiz bir yuva sunmaktır.