Yara izlerimi asla görmesin diye

Yara izlerimi asla görmesin diye görme engelli bir adamla evlendim: Hayatın sürpriz dolu yollarında yürürken, bazen kendimizden kaçma isteğiyle dolup taşarız. Geçmişin izleri, belki de ruhumuza kazınmış yaralar, bazen bir ağırlık gibi üzerimizde taşınır. Benim…Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.Zamanla, onunla hayatı paylaşmanın getirdiği derinlik, yaralarımın gölgesini aydınlattı. Birbirimizin gözünde, dış görünümden çok daha fazlasını bulduk; içimizdeki yaraları sarmaya başladık. Sevgi, sadece fiziksel bir bağlantı değil, aynı zamanda ruhların bir müziği gibi parlayabilirdi. Elde ettiğimiz bu bağlantı, görme engelinin ötesinde bir anlayış ve empati yarattı. İkimizin de geçmişindeki yaralar, birbirimizi anlama ve kabul etme konusunda birer öğretmen haline geldi. Artık izlerim, geçmişimin bir parçasıydı ama beni tanımlamıyordu. Hepimizin sakladığı yaralar vardır ve aşkta bu yaraların birleşmesi, karşılıklı olarak birbirimizi tamamlayabilmenin en güzel yolunu sunar. Sonuç olarak, gerçek sevgi; görünmeyen bağlarla örülen ve kalplerin derinliklerinde yankılanan bir melodi gibi, her zaman ruha dokunmayı başarır.Kenan’ın parmakları yüzümdeki izlerin üzerinde durdu. Nefesimi tuttum. Sonra dudakları aralandı. “Yirmi yıldır sakladığım gerçeği bilmen gerekiyor.” Kalbim göğsümde çarpmaya başladı. “Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadım. Kenan derin bir nefes aldı. “Ben doğuştan görme engelli değilim.” Bir an donup kaldım. “Ne?” “On altı yaşında geçirdiğim kazadan sonra görme yetimi tamamen kaybetmedim. Doktorlar bunu çok az kişiye söylediler. Yıllar içinde ışıkları, siluetleri ve bazı şekilleri seçebilmeye başladım. Ama insanlara bunu anlatmadım.” Ellerim titremeye başladı. “Yani... beni görebiliyor musun?” Başını yavaşça salladı. “İlk tanıştığımız gün seni gördüm.” Dünyam başıma yıkılmış gibiydi. Bunca zaman korktuğum şey gerçek olmuştu. Geri çekildim. “Demek bana yalan söyledin.” “Evet,” dedi sessizce. “Ve bunun için senden özür dilemeye geldim.” Gözlerim doldu. “Yüzümdeki izleri gördün.” “Gördüm.” “Ve hiçbir şey söylemedin?” Kenan’ın sesi titredi. “Çünkü senin yüzündeki izlerden önce gözlerindeki yalnızlığı gördüm.” Odanın içinde sessizlik yayıldı. “İnsanlar sana bakarken yaralarını görüyorlardı,” dedi. “Ben ise hayatta kalmayı başarmış bir kadını gördüm.” Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı. “Benden korkmadın mı?” Kenan gülümsedi. “Sen kendinden korkuyordun. Ben senden hiç korkmadım.” Uzun süre konuşamadım. Yıllardır aynaya baktığımda sadece yara izlerini görüyordum. Oysa karşımda duran adam onları ilk günden beri görmüş ve yine de beni seçmişti. Belki de gerçek sevgi, kusurlarımızı gizlediğimizde değil, onları gördüğü hâlde yanımızda kalan birini bulduğumuzda başlıyordu. Kenan elimi tuttu. “Eğer bana kızgınsan bunu hak ediyorum,” dedi. “Ama bilmeni istiyorum; sana âşık olduğum gün yüzünü değil, kalbini seçtim.” Başımı onun omzuna yasladım. İlk kez yara izlerimin beni çirkinleştirmediğini hissettim. Çünkü o gece anladım ki bazı insanlar gözleriyle görür, bazıları ise kalpleriyle. Ve kalbiyle gören bir adam, beni dünyadaki herkesten daha net görmüştü. O geceden sonra aynalara bakışım değişti. İzlerim artık bir patlamanın hatırası değildi. Onlar hayatta kaldığımın kanıtıydı. Ve Kenan’ın dediği gibi... “Bazen en güzel insanlar, ateşten geçip de hâlâ sevebilenlerdir.” Hikâyemiz o gece bitmedi. Aslında ilk kez o gece başladı.