Yaşım ilerlemiş olsa da, kalbim gençti
Aylar geçti. İlk zamanlar her sabah uyandığımda içimde aynı sızı vardı. Kendime kızıyor, nasıl kandırıldığımı düşünüyor, gönderdiğim paraları değil; verdiğim güveni ve sevgiyi kaybettiğim için üzülüyordum. Bazen aynaya bakıp uzun uzun susuyordum. Ama zaman, en derin yaralara bile merhem sürmeyi biliyor. Bir gün mahalledeki kadınlar derneğinin düzenlediği bir etkinliğe katılmaya karar verdim. Uzun zamandır ilk kez evden çıkarken heyecan duydum. Orada benim gibi yalnız yaşayan, farklı hayat hikâyeleri taşıyan insanlarla tanıştım. Kimisi eşini kaybetmişti, kimisi çocuklarından uzakta yaşıyordu. Hepimizin ortak noktası, yeniden hayata tutunmaya çalışıyor olmamızdı. Zamanla yeni dostluklar kurdum. Birlikte çay içiyor, yürüyüşlere çıkıyor, bazen kahkahalarla gülerken bazen de geçmişimizi paylaşarak birbirimize destek oluyorduk. Fark ettim ki insanın kalbini iyileştiren şey yalnızca aşk değilmiş; dostluk, paylaşmak ve anlaşılmak da en az onun kadar değerliymiş. Bir gün torunum yanıma gelip elimi tuttu. "Babaanne," dedi, "son zamanlarda çok daha mutlu görünüyorsun." Gülümsedim. "Çünkü artık kaybettiklerime değil, sahip olduklarıma bakmayı öğrendim." Pencereden dışarı baktım. Güneş yavaşça batıyordu. Hayat bana acı bir ders vermişti ama aynı zamanda önemli bir gerçeği de öğretmişti: İnsan kaç yaşında olursa olsun yeniden başlayabilir. Belki Emre beni kandırmıştı. Belki paramı, güvenimi ve bir süreliğine umutlarımı çalmıştı. Ama bir şeyi asla alamamıştı: Yaşama gücümü. Bugün hâlâ yalnız yaşıyorum. Fakat artık yalnız hissetmiyorum. Çünkü mutluluğun bir başkasının gelip hayatımı tamamlamasını beklemek olmadığını öğrendim. Mutluluk, önce kendini sevmek ve hayata yeniden gülümseyebilmekti. Ve ben, 65 yaşında, yeniden gülümsemeyi başardım.