Yedi yaşındaki oğlum bana, Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor dedi

Aynada kendime baktım. Göz altlarım çökmüştü. İki günlük sakalım vardı. Başka bir adamın benim yatağımda uyuduğu evin taksitlerini ödeyen bir adamın yüzüydü bu. Sonra Elif’in dolabını açtım. Ne aradığımı bilmiyordum. Belki hiçbir şey. Belki de oğlumun yanılmış olduğunu kanıtlayacak bir şey. Ama ilk çekmecede buldum. Bir erkek kol saati. Bana ait değildi. Bizim hiçbir cihazımıza uymayan bir telefon şarj aleti. Ve Nişantaşı’ndaki bir restorandan alınmış hesap fişi. Arkasına elle tarih yazılmıştı. Benim Ankara seyahatimde olduğum gün. Sonra atkıların arkasına saklanmış bir hediye poşeti fark ettim. İçinde yepyeni mavi bir erkek gömleği vardı. Büyük beden. Ben o bedeni giymiyordum. Yatağın kenarına oturdum. Sessizce. Bağırmadım. Hiçbir şeyi kırmadım. Elif’i uyandırmadım. Çünkü o gece yüzleşirsem, ona yalanlarını hazırlamak için zaman vermiş olurdum. Ertesi gün akşam saat yedide İzmir’e uçmam gerekiyordu. En azından Elif öyle sanıyordu. Sabah her zamanki gibi davrandım. Çocuklarla kahvaltı yaptım. Defne’yi öptüm. Mert’e hediyesini vereceğime söz verdim. Elif kahve hazırlıyordu. Telefonu yine yüzüstü duruyordu. “Kaçta çıkıyorsun?” diye sordu. “Beş gibi havaalanına giderim.” Çok hızlı başını salladı. “Umarım geç kalmazsın.” O an ilk kez fark ettim. Bu cümlede endişe yoktu. Sabırsızlık vardı. Öğle vakti patronumu aradım. “Seyahate çıkmıyorum,” dedim. “Ailevi bir durum var.” Sonra uçuşumu iptal ettim. Elif’e tek kelime söylemedim. Saat beşte valizimi arabaya yerleştirdim. Çocuklarla vedalaştım. Elif bana sarıldı. Üzerinde hoş bir parfüm vardı. Elleriyse buz gibiydi. “Kendine dikkat et,” dedi. “Sen de.” Ana caddeye çıktım. Sonra yön değiştirip evden iki sokak ötede kapalı bir marketin önüne park ettim. Kimse beni göremiyordu. Ama ben evi görebiliyordum. Bekledim. Bir saat. İki saat. Tam saat 20.17’de siyah bir araba kapının önünde durdu.Elif adam kapıyı çalmadan dışarı çıktı. Sanki onu bekliyordu. Üzerinde yıllar önce bana, “Artık çok dikkat çekici olduğu için giymiyorum,” dediği kırmızı elbise vardı. Adam elinde bir şişe şarapla arabadan indi. Uzun boylu. Kendinden emin. Rahat. Elif ona, yıllardır bana göstermediği bir gülümsemeyle baktı. Sonra adam onu öptü. Kendi kaldırımımda. Parasını benim ödediğim sokak lambasının altında.Birlikte evin içine girdiler. Telefonum titredi. Elif’ten mesaj gelmişti: “Otele sağ salim vardın mı aşkım?Başımı kaldırıp yatak odasının penceresine baktım. Işık yandı. Ve birkaç saniye sonra… İki gölge perdeleri kapattı.