Yeni Anneye Koca Terki
“Evet,” dedim usulca. “Ve Demir bizi az önce terk edip gitti.” Bir sessizlik oldu. Sonra ses tonu değişti. “Devam etmek istiyor musun?” Oğlumun parmaklarıma dolanmış minicik ellerine baktım. “Evet,” dedim. “Her şeyi dondur.” Demir ve ailesi kebapçıda gülüp eğlenirken, “Önce aile. Şükürler olsun,” gibi açıklamalarla fotoğraflar paylaşırken, attığım imza her şeyi çoktan harekete geçirmişti. Bebeğim o fotoğrafta yoktu. Fotoğrafı kaydettim. Sonra mesajları kaydettim. Annesi şöyle yazmıştı: Bebek doğduktan sonra evi Demir’in üstüne yap. Sadık bir eş böyle yapar. Kız kardeşi yazmıştı: Seninle evlendiği için şanslısın. Duygularınla bu aileyi mahvetme. Demir’in kendisi ise şunu göndermişti: Doğumdan önce şu ticari belgeleri imzala. Sen hormonlarınla boğuşurken ben finans işleriyle uğraşmak istemiyorum. Fark etmediği şuydu: O belgeler ona kontrol yetkisi vermemişti. Onun benden çaldığı her şeyi ifşa etmişti. Üç yıl boyunca Demir, şirketimin fonlarını kendi şahsi banka hesabı gibi kullanmıştı; lüks saatler, kumar borçları, batık işler, sahte yatırımlar. Paranın benim küçük danışmanlık işimden geldiğini sanıyordu. Öyle değildi. Ben, annem tarafından kurulan özel bir yatırım firmasının çoğunluk hisselerine sahiptim. Sadece bunu göstermeye hiç ihtiyaç duymamıştım. O, sessizliğimi zayıflık sanmıştı. Saat akşam 20:12’de avukatım acil ihtiyati tedbir kararını dosyaya sundu. Dakikalar içinde her şey çökmeye başladı. Kartları çalışmamaya başladı. Araba kilitlendi. Evin kilitleri değiştirildi. Tüm işlemler bloke edildi. Yüzlerinin halini neredeyse görebiliyordum. Sonra Demir aradı. Tekrar. Ve tekrar. Sonunda açtım. “Ceren… ne yaptın sen?” diyordu panik içinde. “Her şey gitmiş.” Huzurla uyuyan oğluma baktım. “Aileni yemeğe çıkardın ya,” diye cevap verdim sakince. “Durdur şunu!” “Hayır,” dedim. “Beni o hastanede kanlar içinde bırakıp otobüse binmemi söylediğin an benim kocam olmayı bıraktın.” Sessizlik. Sonra annesi öfkeyle telefonu kaptı. “Bizi tehdit edebileceğini mi sanıyorsun?” “Hayır,” dedim. “Sizlerin benden hırsızlık yaptığınızı kanıtlayabileceğimi biliyorum.” Bu, ilk çatlaktı. Ertesi sabah hastaneye geldiler; ellerinde çiçekler, gözlerinde korku. Çok geçti. Avukatım zaten oradaydı. Masaya kağıtlar serildi. Boşanma. Velayet. Mali suçlamalar. Kanıtlar. Konuşmaya çalıştılar. Pazarlık yapmaya. Ama ben bitirmiştim. “Sadece beni terk etmediniz,” dedim. “Bana tam olarak kim olduğunuzu gösterdiniz.” Günler içinde her şey söküldü. İmajları yerle bir oldu. Paraları yok oldu. Yalanları ayyuka çıktı. Peki ya oğlum? Tam olması gereken yerde kaldı. Benim yanımda. Altı ay sonra yeni evimin balkonunda duruyordum, onu kucağımda tutarak. Sabah huzurlu hissettiriyordu. Temiz. Bizim. Telefonum bir kez titredi. Nihai uzlaşma onaylandı. Mesajı sildim. Sonra oğlumun alnından öptüm. “Hadi dışarı çıkalım,” diye fısıldadım. Bu sefer… Otobüse binmedik. Sonunda tamamen bize ait olan bir yolda, geleceğe doğru yürüdük.