Yoğun bakımda 4 yaşındaki oğlumun elini tutarken

“Ve fotoğraftaki kâğıdın üstünde, henüz sana söylemediğim çok daha korkunç bir şey yazıyor.” Serkan’ın yüzüne baktım. Oğlumuzun başucunda, dünyada bundan daha kötü bir haber olamayacağını sanıyordum. Ama kocam telefonu bana uzatınca dizlerimin bağı çözüldü. Belgenin başlığı “Borç Kabul ve Miras Payı Devri Beyanı”ydı. Altında, oğlumun yoğun bakım masrafları için annemden bir milyon iki yüz elli bin lira aldığım ve karşılığında babamdan kalan evdeki payımdan vazgeçtiğim yazıyordu. Üstelik belgenin sonunda bir tanık bölümü vardı. Tanık: Nermin. On sekizinci yaş gününde imzalamak üzere. “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadım. “O daha bugün reşit oluyor. Ben annemden tek kuruş almadım.” “Biliyorum,” dedi Serkan. “Nermin kâğıtları mutfakta görmüş. İmzanı önceden taklit etmişler. Asıl belgeyi bu akşam herkesin önünde sana imzalatmayı planlıyorlarmış.” İçimden yükselen öfkeyi oğlumun yüzüne bakarak bastırdım. Buradan ayrılmamı istemelerinin sebebi pasta kesmek değildi. Annem, çocuğumun hayatı için korktuğum bir günde beni kendi evimdeki hakkımdan vazgeçirmeye çalışıyordu. O anda monitörün sesi değişti. Bir hemşire hızla içeri girdi. Ardından doktor geldi. Bizi kenara çekip oksijen desteğinin yeniden ayarlanması gerektiğini söyledi. Oğlumun minicik göğsünün yükselip alçalışını izlerken elimdeki telefonun hiçbir önemi kalmadı. “İyileşecek mi?” diye sordum. Doktor gözlerini kaçırmadı. “Ciddi bir enfeksiyonla uğraşıyoruz. Tedaviyi sürdürüyoruz. Size boş umut vermem ama şu anda yapabileceğimiz her şeyi yapıyoruz.” Serkan omzuma sarıldı. İlk defa anneme cevap yetiştirmek, kendimi açıklamak ya da suçsuzluğumu kanıtlamak istemedim. Yalnızca oğlumun nefesini saydım. Yarım saat sonra Nermin’den Serkan’a yeni bir mesaj geldi. “Telefonumu annem aldı. Komşunun telefonundan yazıyorum. Kâğıtların asılları bende. Parti başlamadan buradan çıkmaya çalışacağım.” Serkan hemen aramak istedi ama ben durdurdum. “Önce güvenli bir yere çıksın. Annem öğrenirse onu odasına kilitler.” Bunu söylerken çocukluğumuz aklıma geldi. Annem bana kızdığında günlerce konuşmaz, sonra da herkesin içinde beni nankör ilan ederdi. Nermin o evde benim yerime büyümüştü. Onu koruduğumu sanırken ne kadar yalnız bıraktığımı ilk kez düşündüm.