10 yıl boyunca evi ve 2 çocuğu bakıp büyüttüm
Elif elindeki vişne şerbeti sürahisini havada tuttu, olduğu yerde kaldı. Akşam sofrası aynıydı: fırından yeni çıkmış zeytinyağlılar, çocukların okul çantaları koltuğun yanında, açık televizyonun kimsenin izlemediği ışığı… Ama Elif’in içinde bir şey sessizce kırıldı. On yıldır evliydiler. On yıl boyunca Elif, muhasebe ofisindeki işini Mert “şirket büyüyene kadar geçici” dediği için bırakmıştı. On yıl boyunca İstanbul Kadıköy’deki evlerinde herkesten önce uyanmıştı: kahvaltılar, okul hazırlıkları, veli toplantıları, faturalar, market alışverişleri, ilaçlar, Mert’in annesinin randevuları, elektrik, su, doğalgaz, internet… Hepsi onun elinden geçiyordu ama hiçbirinin adı onun üzerine yazılmıyordu. —Ben de katkı sağlıyorum —dedi Elif, sesi titreyerek. Mert kısa ve soğuk bir kahkaha attı. —Hayır Elif. Sen ev işi yapıyorsun. O katkı değil. Katkı para getirmektir. İki çocuk, 8 yaşındaki Deniz ve 6 yaşındaki Defne, son dilim börek için tartışmayı bıraktı. Elif gözlerini kaçırdı; gözyaşları görünmesin diye. —İşi sen istediğin için bıraktım. —Sana en mantıklı olanın bu olduğunu söyledim —dedi Mert—. Kendini mağdur gibi gösterme. Bu cümle Elif’i daha da derinden sarstı. Çünkü Mert öfkeli değil, önceden hazırlanmış gibi konuşuyordu. Üzerinde yeni bir gömlek, pahalı bir parfüm kokusu ve sürekli ters çevrilmiş telefonu vardı; sanki başka bir hayatı saklıyordu. Sonraki günlerde Elif her şeyi daha dikkatli izlemeye başladı. Mert geç geliyordu. Mesajlarını hızlıca siliyordu. Banyoya bile telefonla giriyordu. “Toplantı vardı”, “yoruldum”, “abartıyorsun” diyordu. Ama Elif bağırmadı. Çünkü yıllarca bir evi bütçeyle yöneten biri şunu bilirdi: Bir hesap tutmuyorsa bağırılmaz, kontrol edilir. Bir gece çocuklar uyurken çalışma odasından karton aramak için geçti. Mert’in bilgisayarı açık kalmıştı. Ekranda bir tablo vardı. Başlık Elif’in içini soğuttu: “Eşimin karşılaması gereken giderler” Satırları okudukça nefesi daraldı: kira payı, market, okul masrafları, faturalar, sağlık sigortası, ulaşım… Sanki Elif evde yaşayan bir “yük” gibi hesaplanmıştı. En altta sarı renkle işaretlenmiş bir cümle vardı: “Ödeyemezse evden çıkmak zorunda kalacak.” Elif’in göğsü sıkıştı. Sonra başka bir sekme gördü. “Yeni plan” Açtı. Üstte bir isim vardı: Paola yerine “Pelin”. Ve yanında bir adres: aynı site içinde başka bir daire. Hazırlanmış, hesaplanmış yeni bir hayat… Elif daha hiçbir şey bilmiyorken onun yerine çoktan kurulmuş bir gelecek. O gece Elif ağlamadı. Mutfakta sabaha kadar sessizce oturdu. Mert sabah kahve almaya çıktığında Elif’in içinde tek bir şey netleşmişti: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Peki sen olsan, o tabloyu gördüğünde ne yapardın: hemen yüzleşir miydin, yoksa gerçeğin tamamını öğrenmek için sessiz mi kalırdın?