17 yaşımda tek başıma baba oldum
İçeri birlikte yürüdük. Koridorlar öğrencilerle doluydu. Bazıları heyecanlı, bazıları telefonlarına gömülmüş, bazılarıysa benim gibi biraz kaybolmuş görünüyordu. Ama aramızda bir fark vardı. Onlar geleceğe başlıyordu. Ben ise yıllar önce yarım bıraktığım bir geleceğe geri dönüyordum. Oryantasyon salonuna girdiğimizde görevli kadın isim listesine baktı. "Burak Yıldırım?" diye seslendi. Elimi kaldırdım. Kadın gülümsedi. "Hoş geldiniz. Sizinle ilgili dosyayı okudum. Burada olmanız çok güzel." Basit bir cümleydi ama boğazım düğümlendi. Yıllarca insanlar bana çalışkan olduğumu söylemişti. Fedakâr olduğumu söylemişti. İyi bir baba olduğumu söylemişti. Ama ilk kez biri bana burada olmamın güzel olduğunu söylüyordu. Aylin dirseğiyle beni dürttü. "Bak gördün mü?" dedi. Ben sadece başımı sallayabildim.İlk dönem kolay geçmedi. Hiç kolay geçmedi. Geceleri hâlâ şantiyede çalışıyor, sabahları derse gidiyor, öğleden sonraları ödev yetiştiriyordum. Bazen sınıfta anlatılanların yarısını anlamıyordum. Bazen bilgisayar programlarını açmayı bile beceremiyordum. Bir gün laboratuvardan çıkıp otoparka indiğimde direksiyon başında oturup ağladım. Evet... Koskoca adam, kırkına yaklaşmış bir baba, arabasında oturup ağladı. Telefonumu çıkardım. Aylin'i aradım. "Sanırım yapamayacağım." Hiç düşünmeden cevap verdi. "Tamam." Şaşırdım. "Tamam mı?" "Evet." "Yani vaz mı geçeyim?" "Hayır." Güldü. "Sadece bugün zorlanıyorsun. Yarın yine denersin." O anda fark ettim. Yıllarca ona öğrettiğim şeyleri şimdi bana o öğretiyordu.Dört yıl geçti. Sonra beş. Sonra altı. Hayat her zamanki gibi kusursuz değildi. Borçlar oldu. Uykusuz geceler oldu. Pes etmek istediğim anlar oldu. Ama hiç durmadım. Çünkü her sınavdan sonra, her başarısızlıktan sonra, her kötü günden sonra aynı mesaj geliyordu. "Bunu yapabilirsin baba."Altı yıl sonra mezuniyet günü geldi. Bu kez spor salonunun ortasında duran kişi ben değildim. Sahnedeydim. İsmim okundu. Alkışlar yükseldi. Diplomamı almak için yürürken kalabalığın arasında tek bir kişiyi arıyordum. Onu buldum. Birinci sırada oturuyordu. Gözleri dolmuştu. Tıpkı yıllar önce benim ona baktığım gibi bana bakıyordu. Diplomamı aldım. Sonra kürsüden inerken bir görevli yanıma geldi. "Burak Bey?" "Evet?" "Sizin için biri bekliyor." Salondan çıkınca üniversitenin rektörüyle karşılaştım. Elimi sıktı. "Tebrik ederim." "Teşekkür ederim." Sonra bana bir dosya uzattı. "Bu nedir?" "Bir teklif." Şaşkınlıkla açtım. Üniversitenin yetişkin eğitim programında danışmanlık görevi. Benim gibi yıllar sonra eğitime dönen insanlara rehberlik etmemi istiyorlardı. Bir süre konuşamadım. Çünkü yıllar önce kaybettiğimi düşündüğüm hayat, bana bambaşka bir şekilde geri dönüyordu.O akşam Aylin'le eve dönerken arabayı sahilin kenarına çektik. Güneş batıyordu. Uzun süre sessizce oturduk. Sonra Aylin çantasından eski bir şey çıkardı. Kırışmış bir kâğıt. Yıllar önceki kabul mektubum. "Geri vermeyi unutmuşum," dedi. Kâğıdı elime aldım. Bir zamanlar bana imkânsız görünen şeyin sembolüydü. Gülümsedim. "İyi ki saklamışsın." Aylin başını salladı. "Ben saklamadım baba." "Ne demek?" "Bunu annem gönderdi." Dünya bir anlığına durdu. "Ne?" "Altı ay önce bana ulaştı." Kalbim sıkıştı. "Annen mi?" "Evet." "Ne istedi?" Aylin gözlerini ufka çevirdi. "Hiçbir şey." "Nasıl yani?" "Beni yıllardır uzaktan takip ettiğini söyledi." Sessizlik. "Sonra?" "Bana senin o kabul mektubunu hiç atamadığını anlattı." Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne?" Aylin yavaşça başını salladı. "O mektubu yıllarca saklayan aslında oymuş." Nefesim kesildi. "Üniversiteye gitmeden önce senin eşyalarını toplamış." Devam etti. "Ve o mektubu saklamış çünkü bir gün geri dönüp hayalini gerçekleştirirsin diye düşünmüş." Boğazım düğümlendi. Yıllarca onu sadece bizi terk eden biri olarak hatırlamıştım. Belki haklıydım. Belki değildim. Ama bir şey kesindi. O mektup hiçbir zaman kaybolmamıştı. Birisi onu yıllarca korumuştu. Ve sonunda doğru zamanda kızımın eline ulaşmıştı.Aylin omzuma yaslandı. "Görüyor musun baba?" "Neyi?" "Bazen insanlar hayatımızda kalmaz." Sessizce gülümsedi. "Ama bıraktıkları şeyler kalır." Elimdeki eski kabul mektubuna baktım. Sonra diplomama. Sonra kızımın yüzüne. Ve ilk kez şunu anladım: Ben kızım için hayallerimden vazgeçmemiştim. Hayallerim sadece biraz gecikmişti. Ve onları bana geri veren kişi, yıllar boyunca büyütmek için her şeyimi verdiğim o küçük kız olmuştu. Bir zamanlar ona yürümeyi öğretmiştim. Şimdi ise o bana yeniden yürümeyi öğretmişti.