19 YAŞINDAYKEN KOCAMA, ASKERDEN DÖNENE KADAR

"Abla! İçeride kimin olduğunu biliyorum. Sakın Cevdet'in anlattıklarına inanma! Sana söylemediği çok önemli bir şey var!" Kız kardeşim Neriman'ın kapının arkasından yükselen sesini duyduğumda elimdeki fotoğrafa bir kez daha baktım. Cevdet'in yanında duran genç adamı tanımamam imkânsızdı. Bu, yıllar önce Cevdet'in kaybolduğunu haber veren asker arkadaşı Hayri'ydi. Ama fotoğrafın arkasındaki tarih, onun cenazesine katıldığım tarihten tam üç yıl sonrasını gösteriyordu! Hayri'nin trafik kazasında öldüğünü öğrenmiş, cenazesinde tabutunun başında ağlamıştım. Üstelik kız kardeşim Neriman da yanımdaydı. "Cevdet, bu nasıl mümkün olabilir?" diye fısıldadım. Cevdet cevap vermek yerine zarfın içindeki mektubu gösterdi. "Önce bunu oku. Sonra sana her şeyi anlatacağım." Mektubu açtım. Gerçekten benim el yazıma benziyordu. Hatta altında kendi imzam bile vardı. Sevgili Cevdet, artık seni beklemiyorum. Başka biriyle evlenmeye karar verdim. Lütfen beni bir daha arama. Boğazım düğümlendi. "Ben böyle bir mektup yazmadım!" "Biliyorum," dedi Cevdet. "Ama bunu öğrendiğimde hayatımızdan yıllar çalınmıştı." Tam o sırada Neriman kapıya vurmaya başladı. Onu içeri almadan bu korkunç olayın içinden çıkamayacağımı anladım. Kapıyı açtığımda kız kardeşim doğruca Cevdet'e baktı. Yüzündeki ifade, yıllardır görmediği bir insanla karşılaşan birinin şaşkınlığından çok uzaktı. Sanki onun geleceğini biliyordu. "Demek sonunda geldin," dedi. Cevdet ayağa kalktı. "Bu kez gerçekleri anlatmamı engelleyemeyeceksin." Neriman'ın yüzü bembeyaz oldu. Bana döndüğünde gözlerinde ilk defa gerçek bir korku gördüm. "Abla, sana yemin ederim, her şey düşündüğün gibi değil!" "Öyleyse anlat!" diye bağırdım. "Kocam elli beş yıldır nerede?" Neriman cevap veremeden Cevdet konuşmaya başladı. Görev yaptığı bölgede yaşanan çatışmada ağır yaralanmıştı. Arkadaşları onu öldü sanmış, ancak çevrede yaşayan köylülerden biri hayatta olduğunu fark ederek kurtarmıştı. Aylarca tedavi görmüş, ardından ülkeye dönmesi için gerekli işlemler yapılmıştı. "Memlekete döndüğümde doğruca evimize geldim," dedi. "Ama kapıyı açan babandı." Kalbim hızlandı. "Babam mı?" "Bana senin evlendiğini söyledi. İnanmadım. Sonra senin el yazına benzeyen o mektubu gösterdi." Oturduğum sandalyenin kenarına tutundum. Babam, Cevdet'i hiçbir zaman yeterince iyi bir damat olarak görmemişti. Ancak bizi ayırmak için böyle bir şey yapabileceğine inanmak istemiyordum. "Sonra ne oldu?" "Yine de seni görmek istedim. Baban birkaç gün sonra buluşabileceğimizi söyledi. Ancak buluşmaya sen değil, Hayri geldi." Fotoğrafı masanın üzerine koydu. Hayri, Cevdet'e benim başka biriyle nişanlandığımı söylemişti. Üstelik artık onu görmek istemediğimi de eklemişti.