"Bugün burada herkes yeni bir ailenin kuruluşunu kutluyor. Ama Koray, sana kızımın ölümünden önce benden saklamamı istediği bir şeyi anlatmanın zamanı geldi. Özellikle de yeni eşinin bunu duymasını istiyorum..." Bu sözleri söylediğimde düğün salonunda çıt çıkmıyordu. Koray şaşkınlıkla yüzüme bakarken Pelin'in yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu. Elimde tuttuğum zarfı gören torunum İpek ise masanın altında küçük elleriyle elbisemin eteğine tutunmuştu. Koray ayağa kalktı. "Baba, ne oluyor? Belgin sana ne söyledi?" Ona hemen cevap vermedim. Önce İpek'in yanına eğilip alnından öptüm. Ardından mikrofonu yeniden elime aldım. "Üç yıl önce kızımı kaybettiğimde dünyam başıma yıkıldı. Ama onun ölümünden birkaç hafta önce bana emanet ettiği bir şey vardı. Bugüne kadar bu emaneti sakladım. Çünkü kızım, doğru zaman geldiğinde kullanmamı istemişti." Zarfın içinden katlanmış bir mektup ve küçük bir anahtar çıkardım. Koray'ın yüzü bembeyaz oldu. "Bu nasıl bir anahtar?" "Kızımın senden habersiz satın aldığı evin anahtarı." Salonda uğultular yükseldi. Pelin aniden doğruldu. Koray ise duyduklarına inanamayarak bana bakıyordu. Belgin, ölümünden birkaç ay önce beni ziyaret etmişti. Yıllardır biriktirdiği parayı ve annesinden kalan mirasın bir bölümünü kullanarak küçük bir ev satın almıştı. Tapuyu kendi adına yaptırmış, ileride kızına bırakmak istemişti. Bana, "Baba, hayatta ne olacağını bilemeyiz. İpek büyüdüğünde başını sokabileceği bir evi olsun. Ne yaşarsa yaşasın, kimsenin kapısında istenmeyen biri gibi hissetmesin," demişti. O gün neden böyle konuştuğunu anlamamıştım. Şimdi ise sözlerinin ne kadar değerli olduğunu biliyordum. Koray gözyaşlarını tutamadı. "Belgin bana neden söylemedi?" "Çünkü doğum gününde sana ve İpek'e sürpriz yapacaktı. Ama buna ömrü yetmedi." Tam o sırada Pelin'in sesi yükseldi. "Bütün bunların bizim düğünümüzle ne ilgisi var? Neden bugün herkesin içinde böyle bir açıklama yapıyorsunuz?" Beklediğim soru nihayet gelmişti. Ona döndüm. "Çünkü bugün torunuma, artık babasının hayatındaki en önemli kız olmadığını söyledin. Üstelik aile fotoğraflarında yerinin olmadığını da ekledin." Salondaki uğultu bir anda kesildi. Koray önce bana, ardından karısına baktı. "Pelin, böyle bir şey söylemedin, değil mi?" Pelin'in dudakları titredi. "Ben sadece fotoğrafların biraz daha düzenli olmasını istedim. Her şeyi yanlış anlamış!" Beş yaşındaki torunum başını kaldırdı. "Ama bana artık aileden olmadığımı söyledin..." O küçücük ses, salondaki herkesi susturdu. Koray'ın yüzündeki ifade değişti. Yavaşça İpek'in yanına geldi ve kızının karşısına diz çöktü. "İpek, bana bak. Gerçekten böyle mi söyledi?" Torunum başını salladı. "Evet, baba. Bir de annemin fotoğrafını yeni evimize götürmememi söyledi. Çünkü artık yeni bir annem varmış." İşte o anda ikinci darbeyi aldım. Belgin'in fotoğraflarının kaldırılacağını bilmiyordum. Koray hızla ayağa kalktı. "Pelin, bu doğru mu?" Pelin cevap vermek yerine bana döndü. "Siz zaten en başından beri beni istemediniz! Kızınızın yerini almama hiçbir zaman izin vermeyecektiniz!" Sakinliğimi korumaya çalıştım. "Kimse senden kızımın yerini almanı istemedi. Senden beklediğimiz tek şey, annesini kaybetmiş küçücük bir çocuğa sevgi göstermen." Koray'ın annesi masadan kalkarak yanımıza geldi. İpek'i kucağına aldı ve gözyaşlarını silerken Pelin'e baktı. "Sen benim torunuma bunu nasıl söylersin?" Pelin artık öfkesini gizlemiyordu. "Herkes sürekli Belgin'den bahsediyor! Evin her köşesinde onun fotoğrafları var. Ben bu evin kadını olmayacak mıyım?" Koray'ın verdiği cevap bütün salonu sessizliğe gömdü.