22 Yıllık Evliliğimi Yıkan Dosya

“Zor bir dönemden geçiyoruz,” dedim. “Şirketin nakit durumunu yeniden düzenliyoruz. Hiçbirinize tutulamayacak sözler vermeyeceğim. Ama işimizi sürdürmek için gerçekçi bir planımız var.” Üretim müdürümüz Berrak, üç küçük lojistik firmasıyla görüşmeyi önerdi. Satış ekibi müşterilerle teslimat tarihlerini yeniden değerlendirdi. Mali işler birimi gereksiz harcamaları durdurdu. İlk birkaç hafta ağır geçti. İki büyük siparişi kaybettik. Bazı müşterilere gecikmeler için indirim sağlamak zorunda kaldık. Fakat çalışanlarımızın gayreti sayesinde kalan teslimatları sırayla tamamladık. Bu sırada Cevahir’in yönlendirdiği hukuk ekibi, şirketin uğradığı zararın tazmini için gerekli başvuruları hazırladı. İmza taklidi ve gerçeğe aykırı belgelerle ilgili şüpheler de yetkili makamlara iletildi. Banka, benim onayım olmadan kredi kullandırılmadığını yazılı olarak doğruladı. Tardu’dan boşanmak için dava açtım. Duruşmaların kısa sürede biteceğini sanmıştım. Oysa mal varlığı, hesap hareketleri ve mali sözleşmelerin değerlendirilmesi aylar sürdü. Babamın yıllar önce hazırlatmamızı istediği sözleşmeler, tapu kayıtları ve şirketin kuruluşundan itibaren tuttuğum ayrı muhasebe belgeleri, kişisel mal varlığımın değerlendirilmesinde önemli dayanaklar oldu. Bununla birlikte hangi alacağın kime ait olduğu ve hangi zararın nasıl karşılanacağı ayrıca incelendi. Meriç’i bir daha arkadaş olarak görmedim. Bir gün ofisime mektup gönderdi. İçinde Tardu’nun kendisine yıllarca şirketin yakında ona ait olacağını söylediğini, başlangıçta onun sözlerine inandığını yazmıştı. Ardından kendi yaptığı transferlerin yanlışlığını kabul ettiğini belirtiyordu. Mektubun sonunda tek bir cümle vardı: “Beni affetmeni beklemiyorum ama dostluğumuzun gerçek olduğuna inanmanı istiyorum.” Mektubu kapattım. On beş yıl boyunca paylaştığımız anılar gerçekti. Ama o anıların varlığı, sonrasında yaptıklarını silmiyordu. Cevahir’e mektubun inceleme açısından önemli olup olmadığını sordum, sonra kişisel hayatımdan çıkardım. Altı ay sonra Şimal sevindirici bir haber verdi. Yapılan incelemeler ve tarafların avukatları aracılığıyla yürütülen görüşmeler sonucunda, belgelerle desteklenemeyen ödemelerin bir bölümü için geri ödeme anlaşması sağlanmıştı. İlk taksit şirket hesabımıza yatırılmıştı. Kalan tutarlar için hukuki süreç sürüyordu. “Her şeyi geri alamayabiliriz,” dedi Şimal. “Biliyorum. Ama artık nereye ne ödediğimizi biliyoruz.” Bu cevap bile bana uzun zamandır hissetmediğim bir huzur verdi. Almila işyerine verdiği açıklamanın ardından görevine devam etti. Kutay’ın staj döneminde işlediği kayıtlar ayrıca incelendi; ikisinin de gerçeği bilerek sahte işlem yaptığına ilişkin bir bulgu ortaya konmadı. Yine de ikisi de bundan sonra imzaladıkları her belgenin anlamını öğrenmeye özen gösterdi. Boşanma sürecimiz sona erdiğinde Tardu ile çocuklarımızın ilişkisini onların kararına bıraktım. Kutay babasıyla uzun süre görüşmek istemedi. Almila ise yalnızca belirli aralıklarla konuşmayı tercih etti. Onları ne barışmaya zorladım ne de babalarına karşı doldurdum. Bir akşam ikisiyle birlikte evin yemek masasını hazırlarken Almila beyaz zambakları gördü. “Anne, bunları neden yeniden aldın?” diye sordu. “Çünkü bu çiçeklerin bana kötü bir akşamı hatırlatmasını istemiyorum.” Kutay gülümseyerek tabakları yerleştirdi. “Bu kez masada güzel insanlar var.” O gece uzun uzun konuştuk. İlk kez geleceği düşünürken korkudan çok umut hissediyordum. Bir yıl sonra İğne ve İlmek’in kuruluş yıl dönümünde çalışanlarımızla küçük bir kutlama yaptık. Yeni koleksiyonumuz beklediğimizden iyi satmış, şirket kaybettiği müşterilerin bir bölümünü geri kazanmıştı. Hukuki süreçlerin bazıları devam ediyordu, fakat artık hayatımın merkezinde değillerdi. Kutlamadan sonra eve döndüğümde annemin çatlamış porselen tabağını dolaptan çıkardım. Onarmamıştım. İnce çatlak hâlâ görünüyordu. Onu atmak yerine kitaplığımın rafına yerleştirdim. Çünkü artık bana yalnızca ihaneti hatırlatmıyordu. Kırılan bir şeyin eskisi gibi görünmeyebileceğini ama yine de değerini tamamen kaybetmeyeceğini anlatıyordu. Babamın yıllar önce söylediği bir cümleyi hatırladım: “İnsan malını korumayı öğrenir kızım ama asıl önemli olan, kendi emeğinin ve kararlarının kıymetini bilmesidir.” O zamanlar bunu yalnızca para hakkında söylenmiş bir öğüt sanmıştım. Şimdi anlamını daha iyi biliyordum. Tardu ve Meriç benden para, güven ve yıllar almıştı. Ama hayatımın geri kalanını da almalarına izin vermemiştim. O gece evimin kapısını kilitleyip ışıkları kapattığımda artık kimsenin ne sakladığını düşünmüyordum. Çünkü ilk kez, yarın nasıl bir hayat yaşayacağıma başkalarının değil, kendimin karar vereceğini biliyordum.