29 YAŞINDAKİ BEKAR BİR ADAM

Mahkeme salonuna ağır bir sessizlik çökmüştü. Hâkim Selma gözlerini benden ayırmıyordu. Sanki vereceğim cevap, biraz sonra vereceği karardan bile daha önemliymiş gibi beni dikkatle dinlemeye hazırlanıyordu. Boğazımı temizledim. “Çünkü onları tanımıyor olmam, onları terk etmem için bir sebep değil,” dedim. Hâkim hafifçe kaşlarını çattı. Ben devam ettim. “Üç hafta önce o fotoğrafı gördüğümde, çocukların isimlerini bile bilmiyordum. Nerede yaşadıklarını, ne yaşadıklarını, neden devlet korumasına alındıklarını bilmiyordum. Ama bir şeyi gördüm.” Arkamdaki sırada oturan sosyal hizmet uzmanına baktım. “Birbirlerine tutunuyorlardı.” Salondaki sessizlik daha da ağırlaştı. “En küçük olanın elinde diğerlerinden biri vardı. Ortanca çocuk, onun omzuna başını koymuştu. Büyük olan ikisine birden sarılıyordu. Diğer ikisi de sanki birbirlerini kaybederlerse dünyada tutunacak hiçbir şeyleri kalmayacakmış gibi yan yana duruyordu.” Bir an durdum. “Ben o fotoğrafa baktığımda beş yabancı çocuk görmedim. Birbirlerine sahip çıkmaya çalışan beş çocuk gördüm.” Hâkim Selma sandalyesinde geriye yaslandı. Devletin avukatı itiraz etmek ister gibi hareket etti ama hâkim elini kaldırarak onu durdurdu. “Peki ya sonrasında?” diye sordu. “Sadece bir fotoğraf yüzünden hayatınızı değiştirdiğinizi mi söylüyorsunuz?” Başımı iki yana salladım. “Hayır. Fotoğraf beni harekete geçirdi. Ama sonrasında öğrendiklerim kararımı kesinleştirdi.” Üç hafta önce o çocukların hikâyesini öğrenmek için sosyal hizmet merkezine gitmiştim. İlk başta kimse beni ciddiye almamıştı. Bekârdım. Yirmi dokuz yaşındaydım. Çocuk büyütme konusunda deneyimim yoktu. Üstelik beş çocuğun aynı anda sorumluluğunu almak istiyordum. Sosyal hizmet uzmanı Dilek Hanım bana uzun uzun baktıktan sonra, “Bunun ne kadar zor olduğunu gerçekten anlıyor musun?” diye sormuştu. “Hayır,” demiştim dürüstçe. “Tam olarak anlayamam. Çünkü hiç yaşamadım. Ama öğrenebilirim.” Sonra çocuklarla ilgili dosyaları anlattı. Anne ve babaları artık yanlarında değildi. Çocuklar bir gecede alıştıkları evden koparılmış, güvenli bir yere götürülmüşlerdi. En büyükleri henüz yedi yaşına bile gelmemişti. Ve asıl sorun şuydu: Beşini bir arada tutabilecek uygun bir aile bulunamıyordu. Bu nedenle üç ayrı yerleştirme hazırlanıyordu. O gün merkezden çıktığımda arabamın içinde uzun süre oturdum. Kendime, “Sen ne yapıyorsun?” diye sordum. Çünkü hayatım boyunca kendi düzenimi kurmuştum. Küçük bir atölyem vardı. Düzenli bir gelirim vardı. Hafta sonları arkadaşlarımla buluşur, istediğim zaman seyahat eder, kimseye hesap vermeden yaşardım. Bütün bunları bir anda değiştirmek korkutucuydu. Ama sonra o fotoğrafı yeniden açtım. Beş kardeş birbirine sarılıyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.