DÖRT KIZDAN SONRA KOCAM
“Yüzünün rengi değişti.” O an odadaki herkes bunu fark etti mi bilmiyorum ama ben ettim. Sinan’ın oğlumuzu tutan elleri birdenbire sertleşti. Az önce yüzünde olan gurur ve sevinç, yerini donuk bir ifadeye bırakmıştı.“Ne oldu?” diye sordum. Sinan cevap vermedi. Bebeğe biraz daha yakından baktı. Sonra alnını buruşturup bana döndü. “Bu çocuk…” dedi. Kalbim hızlandı. “Ne olmuş bu çocuğa?” Sinan yutkundu. “Bu çocuk bana benzemiyor.” Bir an ne söylediğini anlayamadım. Doğumun yorgunluğuyla zihnim bulanıktı. Önce bunun kötü bir şaka olduğunu düşündüm. “Sinan, daha birkaç dakikalık bir bebekten bahsediyorsun.” Ama yüzündeki ifade değişmedi. “Saçlarına bak,” dedi. “Göz çevresine bak. Benim ailemde böyle bir şey yok.” Hemşire şaşkınlıkla ona baktı. “Beyefendi, yenidoğanların görünüşü zamanla çok değişir.” Sinan onu duymamış gibiydi. Bebeği hemşireye geri verdi ve birkaç adım geriye çekildi. Sonra bana öyle bir soru sordu ki hayatımda duyduğum en ağır cümlelerden biri oldu. “Bana söylemek istediğin bir şey var mı?” Nefesim kesildi. Sekiz yıllık birlikteliğimiz, dört kızımız, geçirdiğim beş hamilelik, aylarca çektiğim sancılar… Hepsi tek bir cümleyle değersizleştirilmiş gibiydi. “Sen ciddi misin?” Sinan gözlerini kaçırdı. “Ben sadece emin olmak istiyorum.” “Benden neye emin olmamı istiyorsun?” “Çocuğun gerçekten benim olduğuna.” O anda öfkem yorgunluğumu bile bastırdı. “Odadan çık.” Sinan şaşırdı. “Ben sadece—” “Çık.” Hemşire de araya girince Sinan sonunda odadan çıktı. Kapı kapandığında gözyaşlarımı tutamadım. Birkaç dakika önce oğlumun doğumuyla hayatımın en mutlu anlarından birini yaşıyordum. Şimdi ise kocam beni doğum yatağında sadakatsizlikle suçlamıştı. Ama asıl gariplik ertesi gün başladı. Sinan hastaneye geri geldiğinde yanında annesi Meral vardı. Meral normalde doğumlarda yanımda olur, çocukları ilk görenlerden biri olmak isterdi. Fakat bu kez odaya girdiğinde doğrudan bebeğin yanına gitti. Torununa baktı. Ve yüzü bembeyaz oldu. Sinan hemen ona döndü. “Sen de gördün, değil mi?” Meral cevap vermedi. Bu sessizlik beni daha da öfkelendirdi. “Ne görüyorsunuz siz?” Meral bana baktı, sonra Sinan’a. “Bunu burada konuşmayalım.” İşte o anda mesele sadece Sinan’ın saçma kıskançlığı olmaktan çıktı. “Hayır,” dedim. “Burada konuşacağız.” Meral’ın elleri titriyordu. Sinan ise annesine yaklaşıp sesini alçalttı. “Bana yıllardır söylemediğin bir şey mi var?” Meral gözlerini kapattı. Sonra oğluna öyle bir cümle söyledi ki bu kez şaşkına dönen Sinan oldu. “Bebeğin sana benzememesi belki de düşündüğün sebepten değildir.” Oda sessizliğe gömüldü. Sinan annesine bakakaldı. “Ne demek istiyorsun?” Meral sandalyeye oturdu. “Baban sandığın adam… biyolojik baban değildi.” Sinan hiçbir şey söylemedi. Sanki biri ayaklarının altındaki zemini çekmişti. Meral ağlamaya başladı. Yıllar önce, Sinan doğmadan kısa süre önce, kocasıyla kısa süreli ayrıldıklarını anlattı. O dönemde hayatına başka biri girmişti. İlişki çok kısa sürmüş ama ardından hamile olduğunu öğrenmişti. Daha sonra kocasıyla barışmışlar. Meral gerçeği kimseye anlatmamış. Sinan’ı büyüten adam da onun kendi oğlu olduğuna inanmış. “Gerçeği ben bile yıllarca unutmaya çalıştım,” dedi Meral. “Ama bebeğin yüzünü görünce…” Sinan güçlükle konuştu. “Neyi görünce?” Meral telefonunu çıkardı. Eski fotoğrafların bulunduğu bir albümü açtı. Ekranda genç bir adam vardı. Fotoğraf yaklaşık otuz beş yıl öncesine aitti. Sinan fotoğrafı görünce dondu. Ben yataktan doğrulmaya çalıştım.