80 YAŞINDAKİ BÜYÜKANNEM

"Kaptan! Hemen buraya gelmeniz gerekiyor!" Pilotun sesini duyduğumda büyükannemin yanında ayakta duruyordum. Elindeki eski uçak bileti öylesine yıpranmıştı ki üzerindeki yazılar neredeyse silinmişti. Ancak pilot, o bilette benim göremediğim bir şey fark etmişti. Birkaç dakika sonra kaptan yanımıza geldi. Elli yaşlarında, ciddi görünümlü bir adamdı. Önce büyükannemin yüzüne, ardından elindeki bilete baktı. "Bu biletin sahibi siz misiniz?" diye sordu. Büyükannem başını salladı. "Evet. Yirmi yedi yıldır saklıyorum." Kaptan bir süre konuşamadı. Ardından büyükannemin kulağına eğilerek birkaç kelime fısıldadı. "Dedeniz o gün ölmedi." Duyduklarım karşısında olduğum yerde donakaldım. "Ne demek ölmedi? Büyükbabamın cenazesini kaldırdık!" Büyükannem gözlerini kapattı. Yanaklarından süzülen yaşlar, yıllardır sakladığı acının artık taşınamayacak kadar ağırlaştığını gösteriyordu. Kaptan yanımızdaki boş koltuğa oturdu. "Benim adım Selim. Babanızla ilgili bildiklerinizin tamamını değiştirecek bir hikâye anlatmam gerekiyor." Büyükannem onun elini tuttu. "Önce bana söyle. O yaşıyor mu?" Selim derin bir nefes aldı. "Hayır, Münevver Hanım. Ama sandığınız gibi ölmedi." Büyükannemin elleri titremeye başladı. Yirmi yedi yıl önce dedem Nurettin, uluslararası uçuşlarda görev yapan deneyimli bir uçak teknisyeniydi. Bir havayolu şirketinde çalışıyor, zaman zaman uçuşlara teknik personel olarak katılıyordu. O yıl, büyükannemle evliliklerinin otuzuncu yıl dönümünü kutlamak için Kaliforniya'ya gitmeye karar vermişlerdi. Dedem, büyükanneme sürpriz yaparak iki uçak bileti satın almıştı. Ancak yolculuktan yalnızca üç gün önce büyükannem hastalanmıştı. Dedem ise önceden planlanmış görev uçuşuna katılmak zorunda kalmıştı. Gitmeden önce büyükanneme bir zarf vermişti. "Bir gün birlikte Kaliforniya'ya gideceğiz. O zaman 34A numaralı koltuğa oturmanı istiyorum. Sana orada bir sürprizim olacak." Büyükannem, onun neden özellikle bu koltuğu seçtiğini hiçbir zaman öğrenememişti. Çünkü dedemin bindiği uçak, dönüş yolculuğu sırasında Atlas Okyanusu üzerinde kaybolmuştu. Haftalarca süren arama çalışmalarının ardından uçağın enkazına ulaşılmış, yolcuların ve mürettebatın hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Dedemin cenazesi ise hiçbir zaman bulunamamıştı. Ailemiz, onun ölümünü kabullenmek zorunda kalmıştı. Ancak kaptanın anlattıklarına göre gerçek bambaşkaydı. "Babam da o uçaktaydı," dedi Selim. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Nasıl yani?" "O zamanlar henüz yirmi üç yaşındaydım. Babam o uçağın ikinci pilotuydu. Kazadan sonra hayatım tamamen değişti. Babamın izinden gidip pilot oldum." Ardından cebinden telefonunu çıkardı ve eski bir fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta dedem, kendisinden biraz daha genç görünen bir adamla yan yana duruyordu. İkisinin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Büyükannem fotoğrafı gördüğünde ağlamaya başladı. "Nurettin..." Selim anlatmaya devam etti. Uçak, şiddetli bir fırtına sırasında teknik arıza yaşamıştı. Mürettebat, okyanusun ortasında acil iniş yapmak zorunda kalmıştı. Uçak parçalanmış, ancak bazı yolcular ve mürettebat hayatta kalmayı başarmıştı. Dedem de kurtulanlar arasındaydı. Fakat yaralıydı. Diğer kurtulanlarla birlikte günlerce küçük bir adada mahsur kalmışlardı. Kurtarma ekipleri adaya ulaştığında dedem, ağır yaralanan bir çocuğu kurtarmak için büyük bir tehlikeyi göze almıştı. Kendisi tahliye edilebilecekken yerini çocuğa vermişti. Ardından gelen şiddetli fırtına nedeniyle kurtarma çalışmaları durdurulmuştu.