82 yaşındaki bir baba, oğlunun kendisini doktor randevusuna götürdüğüne inanmıştı

BÖLÜM 2 Çöplerin arasında amaçsızca yürüdüm. 600 lirayı Beatriz’in eliymiş gibi sıkı sıkı tutuyordum. Bazen olanları çok net hatırlıyor, göğsüm parçalanıyordu; bazen ise Emre’nin sadece ilaç almaya gidip birazdan döneceğine inanıyordum. Hastalığımın acı tarafı buydu: her şeyi unutturuyordu ama acıyı unutturmuyordu. Utanç hissediyordum. Kokumdan, titreyen ellerimden, camiye gider gibi giyinmiş hâlimden utanç… Kirli bebek bezleri, kırık şişeler ve sineklerin ortasında bir yabancı gibi duruyordum. Bir köpek yaklaştı, kokladı ve sonra uzaklaştı; sanki o bile benim ne kadar terk edilmiş olduğumu anlamıştı. Saatler geçti. Güneş yükseldi. Susadım. Eski bir lastiğin üzerine oturdum ve kendi kendime konuşmaya başladım. Ayşe’den özür diliyordum; çünkü oğlu ona verdiği sözü tutmamıştı. Emre’den özür diliyordum; çünkü hastalığım onu da parça parça etmişti. Parça parça hatırlıyordum: geceleri bağırdığımı, onu tanımadan vurduğumu, yatağı ıslattığımı… Elif’in bir kapının arkasında ağlayıp “Bu evde ilaç ve bez kokusu varken çocuk yapamam” dediğini… Ama hiçbir şey, yaşlı ve hasta bir adamı belediye çöplüğüne bırakmayı haklı çıkaramazdı. Akşamüstü iki çöp toplayıcı beni buldu. Biri İlyas, diğeri Murat’tı. İlyas omzunda çuval taşıyordu, Murat’ın başında eski bir şapka vardı. Dikkatlice yaklaştılar.—Amca, burada ne yapıyorsun böyle? —Oğlumu bekliyorum — dedim — beni doktora getirdi. Birbirlerine sessizce baktılar. Murat bana su uzattı. İlyas ceplerimi kontrol etti ve kimlik kartımı, ayrıca Emre’nin numarasının yazılı olduğu bir kâğıdı buldu. O kâğıdı Ayşe yazmıştı. “Yolunu şaşırırsan diye,” derdi. İlyas numarayı aradı. —Siz Emre Yılmaz mısınız? Babanızı çöplükte bulduk. Bizi size yönlendirdi. Telefonun öbür ucundan oğlumun sesi geldi; kırık, öfkeli: —Onu oraya ölmesi için bırakmadım. Ben artık bakamıyorum. Baş edemiyorum. —Gel babanızı alın — dedi Murat telefonu elinden alarak — bu hayvana yapılmaz. —O zaman polisi arayın — diye bağırdı Emre — Benim elim temiz. Ve telefonu kapattı. Bu sözler her şeyi değiştirdi. Murat belediye polisini aradı. İlyas bana kuru fasulye ve ekmek vermeye çalıştı ama ellerim çok titriyordu; lokmaları ağzıma o koydu, sanki kendi dedesiymişim gibi. Bir süre sonra polis geldi, ardından ambulans. Bana sorular sordular: tarih, yıl, başkan, nerede olduğum… Hiçbirini bilemedim. Sadece bir cümleyi net söyledim: —Bir çöplükteyim. Herkes sustu. Hastanede beni yıkadılar, serum taktılar, temiz bir hastane kıyafeti giydirdiler. Her şeyin bittiğini sandım. Ama ertesi gün gazeteciler geldi. Önce biri, sonra üç, sonra kameralar… İlyas ve Murat’la çöplüğün önünde röportaj yaptılar. O gece haberlerde fotoğrafım çıktı ve başlık tüm Türkiye’yi ayağa kaldırdı: “Alzheimer hastası baba çöplüğe bırakıldı” Ve gazeteciler Emre’yi evinin önünde bulduğunda, o hatayı yaptı… onu tamamen bitiren o cümleyi söyledi: —Evet, onu oraya bıraktım — dedi kameralar karşısında ağlayarak — ama bunu evliliğimi kurtarmak için yaptım.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.