Ablam Beni Kapının Önüne Koyduktan Sonra
Leyla bana öyle baktı ki sanki sözlerimi anlayamamıştı. Belki de anlamıştı ama kabul etmeyi reddediyordu. Çünkü hayatı boyunca her şey ona bir şekilde verilmişti.İlk daire. İlk şirket hissesi.Annemin sabrı. Babamın sessizliği. Benim suskunluğum. Şimdi ilk kez biri ona “hayır” diyordu. Ve o kişi, yıllarca küçümsediği bendim. “Emel,” dedi fısıltıyla. “Beni evsiz mi bırakacaksın?” Bu cümleyi duyunca içimde acı bir gülüş yükseldi. Daha dün gece bana aynısını yapmıştı. Ama bazı insanlar başkalarına yaptıkları şeyi, kendilerine döndüğünde adaletsizlik sanır. “Hayır Leyla,” dedim. “Seni evsiz bırakmıyorum. Sadece benim evimde yaşamana izin vermiyorum.” Cemal Bey kapıyı açtı. “Güvenlik görevlileri şu anda yalıya gidiyor. Leyla Hanım’ın kişisel eşyalarını toplamasına refakat edilecek. Evden hiçbir aile yadigârı, sanat eseri, mücevher ya da evrak çıkarılamaz.” Leyla’nın başı bir anda kalktı. “Mücevherler annemindi!” “Ve vasiyete göre aile fonuna aittir,” dedi Cemal Bey. “Yani Emel Hanım’a.” Leyla dudaklarını araladı ama ses çıkaramadı. Ben ona bakıyordum. Yıllarca onun gölgesinde küçülmüş, onun cümleleriyle kendimi eksik sanmıştım. “Sen hassassın.” “Sen zayıfsın.” “Sen kendi başına yaşayamazsın.” “Senin aklın yetmez.” Ama o an anladım. Ben zayıf değildim. Sadece sevgi umuduyla fazla uzun süre beklemiştim. Cemal Bey beni arabasına bindirdi. Valizlerim bagajdaydı. Bastonum dizimin yanındaydı. Camdan İstanbul’a bakarken kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Bir gecede evsiz kalmıştım. Bir imzayla Türkiye’nin en varlıklı kadınlarından biri olmuştum. Ama içimde para sevinci yoktu. Sadece annemle babamın artık olmadığı gerçeği vardı. Ve onların beni yalnız bırakmadığını bilmenin sessiz, yakıcı rahatlığı. Yalıya vardığımızda kapının önünde güvenlik vardı. Leyla çoktan gelmişti. Arabası bahçeye çapraz park edilmişti. İçeriden çığlıkları duyuluyordu. “Bunlar benim de ailemin eşyaları! Ben bu evde büyüdüm!” Salona girdiğimde onu annemin odasındaki çekmeceleri karıştırırken buldum. Elinde annemin inci kolyesi vardı. Beni görünce dondu. “Bunu alacağım,” dedi. “Annem bunu en çok benim taktığımı severdi.” Yavaşça ona yaklaştım. Bacağım sızlıyordu. Ama durmadım. “Annem o kolyeyi ben çocukken düğün günümde takmam için sakladığını söylemişti.” Leyla güldü. “Senin düğünün mü? Gerçekçi ol Emel.” O cümle eskiden beni utandırırdı. O gün sadece yordu. “Elinden bırak.” “Bırakmazsam?” Cemal Bey kapıdan sakin bir sesle konuştu. “O zaman polis tutanağına hırsızlık girişimi olarak geçer.” Leyla kolyeyi avucunda sıktı. Bir an gerçekten koparacak sandım. Sonra dişlerini sıkarak kolyeyi yatağın üzerine attı. “Bu kadar zalim olduğuna inanamıyorum,” dedi. Ben yatağın kenarındaki annemin fotoğrafına baktım. Son günlerinde yüzü incelmişti ama gözleri hâlâ sıcaktı. “Zalimlik, hasta anne babasına bakmış kız kardeşini cenazeden iki gün sonra kapıya koymaktır Leyla.” “Ben yas tutuyordum!” “Hayır,” dedim. “Sen hesap yapıyordun.” Bu kez sustu. Çünkü doğru bazen bağırmaz. Sadece odanın ortasında durur. Leyla öğleden sonra eşyalarını toplamaya başladı. Ama neyi toplasa biri durduruyordu. “Bu tablo fon varlığı.” “Bu gümüş takım fon varlığı.” “Bu mücevher fon varlığı.” “Bu araba anahtarı da fon varlığı.” En sonunda ona gerçekten ait olan şeyler üç büyük valize sığdı. Kıyafetleri. Makyaj çantası. Birkaç kişisel dosya. Nişantaşı’ndaki dairesinin anahtarları. Ben o anahtarı görünce kaşlarımı çattım. “Dairen var.” Leyla yüzüme bakmadı. “Orası tadilatta.” Cemal Bey dosyadan başını kaldırdı. “Leyla Hanım’ın Nişantaşı dairesi geçen yıl satıldı.” Odaya tuhaf bir sessizlik çöktü. Ben Leyla’ya baktım. “Satıldı mı?” Leyla dudaklarını birbirine bastırdı. Cemal Bey devam etti. “Satıştan elde edilen paranın büyük kısmı, yüksek riskli özel yatırım fonlarına aktarılmış. Bir kısmı da kişisel harcamalara gitmiş.” Leyla birden bağırdı. “Beni sorgulamak sizin işiniz değil!” Ama yüzündeki panik her şeyi söylüyordu. O an ilk kez anladım. Leyla yalnızca açgözlü değildi. Sıkışmıştı. Belki de bu yüzden eve bu kadar hızlı sahiplenmişti. Belki de 900 milyon lirayı zihninde çoktan borçlarına, gösterişli hayatına ve kimseye belli etmediği batışına harcamıştı. Yine de içimde acıma yükselmedi. Çünkü insanın batması, başkasını boğmaya çalışmasını haklı çıkarmaz. Gün batımına doğru Leyla merdivenlerin başında durdu. Yalıya son kez bakıyordu. “Burada bensiz yaşayamazsın,” dedi. Sesi artık öfkeli değil, yaralıydı. Ama o yara bile kendisine aitti. Bana değil. “Belki zorlanırım,” dedim. “Ama deneyeceğim.” “Düşeceksin.” “Düşersem kalkarım.” “Kim yardım edecek sana?” Bu kez gülümsedim. “Ben kendime yardım etmeyi senden daha iyi öğrendim.”