Börek Satarak Üç Çocuğunu Büyüten Kadını Oğlu Kendi Evine Almadı

Zehra teyzenin sesi kırıldı. Ortanca kızı taksiden iner inmez valizini yere bıraktı. Bir an kapıya, bir an annesine, bir an da Serkan’ın elindeki dosyaya baktı.“Bu ne hâl?” dedi. Serkan hemen sertleşti. “Sen karışma. Annem birkaç gün sende kalacaktı zaten.”Elvan ağır ağır yaklaştı. “Annem kapının önünde niye ağlıyor?” “Kimse ağlamıyor.” Hatice Abla dayanamadı. “Kadını içeri almadı. İlacı odada kalmış. Bir de ev benim üstüme geçti diyor.” Elvan’ın yüzü değişti. Serkan’a döndü. “Sen yaptın mı bunu?” Serkan omuz silkti. “Her şey yasal.” Elvan güldü. Ama o gülüş, insanın içinden buz keserek çıkan türdendi. “Yasal mı?” Elindeki eski bez çantayı kaldırdı. “Annemin bana verdiği dosyayı hatırlıyor musun?” Serkan’ın yüzünden renk çekildi. “Ne dosyası?” “Annem, babam öldükten sonra bir gün bana ‘Ben unuturum belki, ama sen unutma’ demişti. Sen o zaman Ankara’daydın. Ben de bu dosyayı sakladım.” Zehra, kızına şaşkınlıkla baktı. “Elvan…” “Sen hatırlamıyor olabilirsin anne,” dedi kızı. “Ama ben hatırlıyorum.” Serkan kapıyı daha da açtı. “Yeter. Mahalleye gösteri yapmayın.” “Gösteriyi sen başlattın,” dedi Elvan. “Anneni sokağa koyarak.” Aysun içeriden çıktı. Yüzünde rahatsız bir ifade vardı ama hâlâ kendinden emin görünmeye çalışıyordu. “Elvan, biz sadece düzen kurmaya çalışıyoruz. Çocuklar büyüyor. Zehra Hanım zaten artık tek başına kalamıyor.” Zehra’nın gözleri doldu. “Ben tek başıma üç çocuk büyüttüm kızım.” Aysun sustu. Çünkü bu cümleye cevap yoktu. Elvan annesinin koluna girdi. “Önce ilaçlarını alacağız.” Serkan kapının önünde durdu. “Bu eve izinsiz giremezsiniz.” Elvan telefonunu çıkardı. “O zaman polisi çağırıyorum. Yaşlı bir kadının ilaçlarına erişimini engelliyorsun. Üstüne evrak hilesi iddiası var.” Serkan’ın kaşları çatıldı. “Beni tehdit mi ediyorsun?” “Hayır. Annemi koruyorum.” Sokaktaki komşular artık tamamen toplanmıştı. Biri camdan bakıyordu. Biri kapısının önünde durmuştu. Kimse gitmiyordu. Çünkü herkes yıllardır Zehra’nın o ev için ne yaptığını biliyordu. Serkan bunu anladı. Kapının zincirini çıkardı. “Beş dakika,” dedi. Elvan annesini içeri soktu. Zehra eşikten geçerken durdu. Kendi evine misafir gibi giriyordu. Bu, imzanın kendisinden bile daha acıydı. Salona baktı. Duvarlar değişmişti. Eski kilim yoktu. Eşinin fotoğrafı kaldırılmıştı. Köşedeki küçük seccade yoktu. Mutfakta onun yıllarca kullandığı bakır tencere yerine yeni parlak tencereler dizilmişti. Kendi odasına gittiğinde ise nefesi kesildi. Yatağı yoktu. Dolabı yoktu. Perdenin rengi değişmişti. Oda çocuk oyun odası yapılmıştı. Köşede oyuncak kutuları vardı. Zehra kapının kenarına tutundu. “Benim yatağım nerede?” Aysun cevap vermedi. Serkan kısa konuştu. “Depoda.” “Benim ilaçlarım?” Elvan çekmeceleri açmaya başladı. Bir kutu, birkaç reçete ve tansiyon aleti buldu. Hepsini çantaya koydu. Sonra Serkan’a döndü. “Şimdi dışarı.” “Ben kendi evimden çıkmam.” Elvan onun gözlerinin içine baktı. “Şimdilik sen de çok emin olma.” O gece Zehra, Elvan’ın küçük evine gitti. Elvan’ın evi küçüktü. İki oda, dar bir mutfak, eski bir kanepe. Ama kapı açıldığında kimse “neden geldin?” demedi. Elvan’ın kocası Murat hemen yerinden kalktı. “Anne, hoş geldin,” dedi. Zehra ağlamamak için dudaklarını ısırdı. Çünkü insan bazen saray gibi evden kovulur, küçük bir evde insan yerine konunca yıkılır. Gece herkes yattıktan sonra Elvan masaya dosyaları koydu. Sarı klasör. Bez çantadaki eski evraklar. Doktor raporu. Tapu fotokopileri. Noter kayıtları. Zehra’nın eski sağlık belgeleri.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.