Aile İlgisizliği ve Kanser Hikayesi

Komşum Deniz’in "Kimse ilk seansında yalnız oturmamalı," diyerek işten izin aldığı o gün hariç, her randevuya kendim sürerek gittim. Otoparkta bir kâğıt torbaya kustuğumda paltomu o tuttu. Saçlarım kalın, küçük düşürücü tutamlar hâlinde dökülmeye başladığında, mutfağında kafamı o kazıdı. Annem bir kez çiçek gönderdi ama kartta şöyle yazıyordu: Güçlü kal! Aramanı kaçırdığımız için üzgünüz. Sevgiler, Aile. "Aile"—sanki bir derneklermiş gibi. Sonra, ikinci kemoterapi seansımdan dört gün sonra çıkageldiler.Annem, Melis ve üvey babam Rıza. Gülümsüyorlardı. Elleriyle marketten alınmış bir meyve tabağı taşıyorlardı; sanki "iyilik" rolü için seçmelere katılmış gibiydiler. Koltuğun üzerinde, battaniyenin altında, solgun ve ağrılar içinde yatarken Melis koltuğun kolçağına oturdu ve "Beklediğimden daha iyi görünüyorsun," dedi. Neredeyse gülecektim. Annem ellerini birleştirdi ve insanların, yapmamaları gerektiğini bildikleri bir şeyi istemeden önce takındıkları o temkinli ifadeyle bana baktı. "Şey," diye başladı, "küçük bir ricamız olacaktı." Rıza, Melis’in çok sevdiği bir araba bulduğunu ama bankanın daha güçlü bir kefil istediğini açıkladı. Melis’in kredi notu, birkaç ödemeyi kaçırdığı için sarsılmıştı. Rıza ise kısa süre önce iş kredisini yapılandırmıştı. Annem, benim kredi notumun her zaman "en iyisi" olduğunu söyledi. Üçüne birden baktım ve dürüstçe, mide bulantısı ilaçları yüzünden halüsinasyon gördüğümü sandım. "Buraya," dedim yavaşça, "ben kemoterapi görürken... benden bir araba kredisine kefil olmamı istemeye mi geldiniz?" Melis çaresizce omuz silkti. "Sanki nakit para istiyoruz." Ben cevap veremeden, koridordan küçük ayak sesleri duyuldu. Altı yaşındaki oğlum Efe, iki eliyle sıkıca tuttuğu katlanmış bir kâğıtla oturma odasına girdi. Önce bana, sonra onlara baktı ve o yumuşak, dikkatli sesiyle konuştu: "Annem, eğer bir gün para isterseniz bunu size göstermemi söyledi." Daha o kâğıdı uzatmadan gülümsemeleri yüzlerinde donup kaldı. Annem notu açıp okumaya başladığında ise yüzündeki tüm kan çekildi. Bir an için kimse kımıldamadı. Efe, ayağındaki çorabın biri yarıya kadar inmiş, üzerinde dinozorlu pijamalarıyla orada durmuş, sanki bunun ne kadar önemli olduğunu biliyormuş gibi bekliyordu. Melis kâğıda uzandı ama annem kâğıdı geri çekip fısıltıyla okumaya başladı. Bu sıradan bir doktor notu değildi. Onkoloji kliniğinin antetli kâğıdına basılmıştı; doktor yardımcım tarafından imzalanmış, aktif olarak kemoterapi gördüğümü, ek bir finansal yük altına giremeyeceğimi ve bakım ekibimin tedavi süresince herhangi bir yeni yasal veya mali yükümlülükten kaçınmamı tavsiye ettiğini onaylıyordu. En altına kendi el yazımla son bir cümle eklemiştim: Eğer bunu okuyorsanız, bu benim tartışamayacak kadar hasta veya yorgun olduğum anlamına gelir. Cevabım hayır. Melis’in ifadesi anında sertleşti. "Vay canına." "Vay canına mı?" diye tekrarladım. Ayağa kalktı. "Çocuğunu buna mı alet ettin? Bu inanılmaz derecede manipülatif bir davranış." Oda çok hızlı hareket ettiğimde dönse de battaniyeyi dizlerimden ittim. "Siz benim evime gelip kemoterapi gören bir kadından, ihtiyacın olmayan bir araba için kredi notunu riske atmasını istediniz." "Araba benim ihtiyacım!" "Senin bu arabaya ihtiyacın var," diye çıkıştım. "Isıtmalı koltukları olan gıcır gıcır bir SUV’ye." Annem kâğıdı o kadar sert katladı ki neredeyse yırtılacaktı. "Ceyda, kimse seni incitmeye çalışmıyor. Aileler birbirine yardım eder." Bu kelimeler o kadar sert çarptı ki gerçekten gülmeye başladım—acı, çatlak, çirkin bir kahkaha. "Aile mi?" dedim. "Hangi kısmı aile gibi hissettirdi? Hastane otoparkından aradığımda senin kurdele oyunlarıyla meşgul olduğunu söylediğin an mı? Yoksa Melis’in yanıma gelmek yerine mesaj attığı an mı? Belki de aile dediğin şey; ilk kemoterapimde, ikincisinde, cerrahi konsültasyonumda, biyopsi takibimde süren o sessizlikti—" "Aman lütfen," diye sözümü kesti Melis. "Çiçek gönderdik ya." O sırada yan kapıdan elinde bir tepsi yemekle giren Deniz, antrede durakladı. Manzarayı tek bir bakışta süzdü—meyve tabağı, oğlum, annemin yüzü—ve elindeki tepsiyi yavaşça tezgâha bıraktı. "Sonra mı geleyim?" diye sordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.