Aile Şartı Para ve Gurur
Ertesi sabah uyandığımda Kerem çoktan işe gitmişti. Mutfakta kahvemi hazırlarken gözüm masanın üzerindeki çeke takıldı. Hâlâ oradaydı. Dün yaşananların sessiz bir tanığı gibi. Telefonum öğlene doğru çaldı. Arayan annemdi. Bir an açıp açmamak arasında kaldım. Sonunda cevap verdim. "Alo?" Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu. "Cansu..." Sesi ilk kez bu kadar yaşlı geliyordu. "Ne istiyorsun anne?" Derin bir nefes aldı. "Dün gece uyuyamadım." Bir şey söylemedim. "Baban da uyuyamadı." Bu kez de sustum. Sonunda annem ağlamaya başladı. Ama bu, yıllardır duyduğum o kendine acıyan ağlama değildi. İçinde savunma yoktu. Bahane yoktu. İlk kez gerçekten kırılmış bir insanın ağlamasıydı. "Biz çok kötü şeyler yaptık." Boğazım düğümlendi. "Kerem'e çok kötü davrandık." Yine sustum. "Ve biliyor musun?" dedi titreyen sesiyle. "Dün eve giderken fark ettim ki... onun boyuyla dalga geçerken aslında kendi küçüklüğümüzü saklıyormuşuz." Gözlerimi kapattım. Annem devam etti. "O adam bizim yapamadığımız her şeyi yaptı. Yoktan bir hayat kurdu. İnsanlara fırsat verdi. Saygı duyulacak bir adam oldu. Biz ise yıllarca onunla alay ettik." İlk kez annemin sesinde gerçek pişmanlık duyuyordum. "Babam ne düşünüyor?" diye sordum. Sessizlik oldu. Sonra annem hüzünle güldü. "İnat ediyor." Bu cevap şaşırtmamıştı. "Fakat..." dedi. "Fakat ne?" "Bu sabah bana bir şey söyledi." Bekledim. "'Belki de hayatım boyunca yanlış insanlara tepeden baktım' dedi." Elimdeki fincanı masaya bıraktım. Çünkü babamdan böyle bir cümle duymayı hiç beklemezdim. Annem devam etti: "Özür dilemek istiyoruz." "Para için mi?" "Hayır." Bu cevabı hemen verdi. "Bu kez para için değil." Telefon kapandıktan sonra uzun süre düşündüm. Akşam Kerem eve geldiğinde her şeyi anlattım. Sessizce dinledi. Sonra gülümsedi. "Ne düşünüyorsun?" diye sordum. Omuz silkti. "İnsanlar değişebilir." "Bunca yıldan sonra mı?" "Bilmiyorum," dedi. "Ama değişmek isteyen insanlara fırsat verilmezse bunu asla öğrenemeyiz." Bir hafta sonra annem ve babam tekrar geldiler. Bu kez ellerinde evraklar ya da borç listeleri yoktu. Babamın elinde küçük bir kutu vardı. İçeri girdiklerinde uzun süre kimse konuşmadı. Sonunda babam Kerem'in karşısına geçti. Hayatım boyunca onu ilk kez bu kadar savunmasız görüyordum. Ellerini birleştirdi. Sonra başını eğdi. "Özür dilerim." Kerem sessizce baktı. Babam devam etti. "Düğünde söylediklerim için." Bir nefes aldı. "Yurtta büyümenle dalga geçtiğim için." Gözleri doldu. "Ve seni bir insan olarak görmediğim için." Odadaki sessizlik ağırlaştı. Babam cebinden küçük kutuyu çıkardı. Kutunun içinden eski, paslanmış bir cep saati çıktı. "Bu dedemden bana kalan tek şey." Kerem şaşırdı. Babam saati ona uzattı. "Hayatımda değer verdiğim şeyleri hep yanlış ölçtüm." Sesi çatladı. "İnsanları boylarıyla, paralarıyla, soyadlarıyla değerlendirdim." Kerem'in gözlerine baktı. "Ama sen bana karakterin bunların hepsinden daha büyük olduğunu öğrettin." O an annem ağlamaya başladı. Ben de. Kerem ise birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra saati aldı. Ve babamın uzattığı eli sıktı. "Teşekkür ederim." Babam gözlerini kapattı. Sanki yıllardır taşıdığı bir yük omuzlarından kalkmıştı. Altı ay sonra ailece ilk kez aynı masada oturduk. Bu kez kimse şaka yapmıyordu. Kimse kimseyi küçümsemiyordu. Babam bir ara torunlarımızdan söz ederken Kerem'e baktı. Sonra gülümsedi. "Umarım çocuklar sana benzer." Masadaki herkes sustu. Çünkü yıllar önce aynı adam bunun tam tersini söylemişti. Kerem hafifçe gülümsedi. "Neden?" Babam cevap verdi: "Çünkü boy insanı büyük yapmıyor oğlum." Sonra masadaki herkese bakarak ekledi: "Kalbi büyük olanlar büyüktür." Ve o an anladım ki bazı özürler sözcüklerle değil, değişen davranışlarla edilir. 650.000 lira hiçbir şeyi satın alamamıştı. Ama dürüstlük, pişmanlık ve biraz cesaret; yıllardır kırık duran bir aileyi yavaş yavaş yeniden bir araya getirmeye başlamıştı.