Arkadaşımın Zengin Dedesi
Rahmi öldüğünde hava yağmurluydu. Malikanenin siyah demir kapılarının önünde onlarca lüks araç sıralanmıştı. Cenazeye gelen herkes siyah giyinmişti ama yüzlerindeki ifade yas değil, bekleyişti. Sanki toprağa bir insan değil de açılmayı bekleyen dev bir kasa gömülüyordu. Ben ise en ön sırada, siyah duvağımın altında dimdik duruyordum. Kimse ağlamıyordu. Özellikle de Rahmi’nin oğulları. Beni gördüklerinde gözlerinde aynı şeyi okuyabiliyordum: “Bu kız birkaç haftaya dayanamaz.” Yanılıyorlardı. Cenazeden sonraki akşam tüm aile büyük salonda toplandı. Avukat masanın başındaydı. Kristal avizelerin ışığı herkesin yüzünü keskinleştiriyordu. Bahar ise en arkada duruyordu. Bana hâlâ bakmıyordu bile. Avukat dosyayı açtı. “Merhum Rahmi Arslan’ın vasiyeti…” Odada çıt çıkmıyordu. “Şirket hisselerinin tamamı, mal varlıkları, taşınmazlar ve yönetim yetkileri yasal eşi olan…” Kısa bir duraksama oldu. Sonra ismimi söyledi. Bir anda salon karıştı. “Bu bir şaka olmalı!” “Alt tarafı sokaktan topladığı bir kız!” “Bu kadın dolandırıcı!” Ama ben kıpırdamadım. Çünkü Rahmi bana daha ölmeden önce ne olacağını öğretmişti. İlk bağıran kişi Bahar’ın amcası Vedat oldu. Kalın boynu öfkeden kızarmıştı. “Bu vasiyet geçersiz!” diye bağırdı. “Rahmi bunadı!” Avukat sakin kaldı. “Vasiyet üç ayrı noter huzurunda hazırlanmıştır.” Vedat bana döndü. “O koltukta uzun süre oturamayacaksın kızım.” İlk kez ona baktım. Ve gülümsedim. “Deneyip görebilirsiniz.” O an salondaki herkes sustu. Çünkü sesimde korku yoktu. Rahmi’nin ölümünden sonraki haftalar savaş gibiydi. Şirketin yönetim kurulunda beni küçük düşürmeye çalıştılar. Toplantılarda sözümü kestiler. Gazetelere hakkımda haberler sızdırdılar. “Yaşlı milyarderin genç dul eşi.” “Servet avcısı gelin.” “Psikolojik manipülasyon şüphesi.” Ama bilmedikleri bir şey vardı. Rahmi beni sadece mirasçı yapmamıştı. Hazırlamıştı. Aylar boyunca bana herkesi anlatmıştı. Kimin hangi şirkete gizlice para kaçırdığını… Kimin kumar borcu olduğunu… Kimin vergi kaçırdığını… Hangi oğlunun şirkete ait arsaları kendi adına geçirdiğini… Rahmi ölmeden önce bana yalnızca servet bırakmamıştı. Cephanelik bırakmıştı. İlk hamleyi ben yaptım. Vedat’ın yasa dışı hesaplarını yönetim kuruluna sundum. İki gün sonra görevden alındı. Sonra diğerleri düştü. Birer birer. Malikanedeki o akbaba ailesi ilk kez benden korkmaya başlamıştı. Ama en zor kısmı bu değildi. En zor kısmı Bahar’dı. Çünkü o hâlâ benden nefret ediyordu. Bir gece çalışma odasında yalnız otururken kapı açıldı. Bahar içeri girdi. “Elindeki güç hoşuna gidiyor mu?” dedi soğukça. Başımı kaldırdım. “Hayır.” “Yalan.” Masama bir gazete attı. Kapakta benim fotoğrafım vardı. “Demek sonunda istediğin hayatı aldın.” İçimde bir şey sızladı. Çünkü hâlâ beni o eski kız sanıyordu. Onu karşıma oturtup her şeyi anlatmak istedim. Rahmi’nin neden benimle evlendiğini… Onu korumak için bunu yaptığını… Ama söz vermiştim. Bu yükü sessiz taşıyacaktım. “Benden nefret etmen daha güvenli,” dedim sadece. Kaşlarını çattı. “Ne demek o?” Tam cevap verecekken malikanenin alarmı çalmaya başladı. Kırmızı ışıklar yanıp sönüyordu. Koridordan bağırış sesleri geldi. Sonra bir silah sesi duyuldu. Bahar donup kaldı. Ben ayağa fırladım. Aşağıdan güvenlik görevlilerinin bağırışları geliyordu. Vedat. Yanında iki adamla birlikte malikâneye girmişti. Çünkü o gece şirket hesaplarının tamamen dondurulduğunu öğrenmişti. Merdivenlerden aşağı koşarken Rahmi’nin bana yıllar önce söylediği söz kulaklarımda yankılandı: “Bir gün seni öldürmeye çalışırlarsa, doğru şeyi yaptığını anlarsın.” Vedat salonda elinde silahla duruyordu. Gözleri delirmiş gibiydi. “Her şeyi mahvettin!” diye bağırdı. Güvenlikler yaklaşamıyordu. Çünkü silahı doğrulttuğu kişi bendim. Ama ben korkmadım. Yavaşça önüne yürüdüm. “Rahmi seni hiç sevmedi biliyor musun?” dedim sakin bir sesle. Yüzü gerildi. “Sus!” “Çünkü sen hep zayıftın. Açgözlüydün.” Parmağı tetikte titriyordu. “Kes sesini!” Tam o anda arkamdan bir hareket oldu. Bahar. Hiç düşünmeden önüme geçmişti. Vedat’ın silahı artık ona dönüktü. “Hayır!” diye bağırdım. Ama geç kalmıştım. Silah patladı. Bahar yere düştü. O an dünya durdu. Vedat kaçmaya çalışırken güvenlikler üzerine atladı. Ben ise dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerim kan olmuştu. “Bahar… Bahar bana bak…” Gözleri yarı açıktı. Titreyen eliyle kolumu tuttu. Ve hayatım boyunca unutamayacağım şeyi söyledi: “Dedem… haklıymış…” Gözlerim doldu. “Konuşma.” Zayıfça gülümsedi. “Beni gerçekten sen koruyormuşsun…” Sonra cebinden eski, buruşturulmuş bir fotoğraf çıkardı. Üniversitenin ilk yılı. İkimiz aynı karede gülüyorduk. Fotoğrafın arkasına küçücük bir not yazmıştı: “Dünyadaki tek gerçek arkadaşım.” Ben ağlarken Bahar usulca fısıldadı: “Senden hiç nefret etmedim…” Ambulans sirenleri yaklaşırken onu kollarımda tuttum. Ve o an anladım. Hayatım boyunca çirkin olduğumu düşünmüştüm. Ama ilk kez biri bana, dünyadaki en değerli şeymişim gibi bakıyordu.