Babalık ve Polis Sorgusu

17 yaşımda baba oldum; her şeyi yaşayarak öğrendim ve bugüne kadar tanıdığım en harika kızı büyüttüm. Bu yüzden, mezuniyet gecesinde iki polis kapıma gelip kızımın neler çevirdiğinden haberim olup olmadığını sorduğunda, duyacaklarıma hiç hazır değildim. Kızım Elif dünyaya geldiğinde 17 yaşındaydım. Annesiyle "sonsuza dek" süreceğine inanan o lise aşıklarındandık... Ama yollarımız Elif daha "Baba" bile diyemeden ayrıldı. Kız arkadaşım hamile kaldığında kaçmadım. Bir nalburda işe girdim, okuluma devam ettim ve kendime geri kalan her şeyi halledeceğimi söyledim. Dürüst olmak gerekirse, hallettim de. Planlarımız vardı. Küçük bir apartman dairesi. Sırf okulda kalabilmek için çalıştığımız yarı zamanlı vardiyalar arasında, bir fast-food fişinin arkasına karaladığımız bir gelecek... İkimiz de yetimhanede büyümüştük. Ne bir dayanağımız ne de sığınacak kimsemiz vardı. Elif altı aylık olduğunda, annesi bir bebeğin 18 yaşında hayal ettiği hayat olmadığına karar verdi. Bir ağustos sabahı üniversiteye gitmek için ayrıldı ve bir daha asla dönmedi. Hiç aramadı. Bir kez bile kızımızın nasıl olduğunu sormadı.Böylece Elif ve ben baş başa kaldık; şimdi geriye dönüp baktığımda, birbirimizin başına gelen en güzel şey olduğumuzu düşünüyorum. Elif yaklaşık dört yaşındayken ona "Papatya" demeye başladım. Çizgi filmlere, özellikle de o duygusal, üzüldüğünde ağlayan ama mutlu olduğunda en yüksek sesle gülen karakterlere hayrandı. Her cumartesi sabahı birlikte mısır gevreği ve o hafta alabildiğim meyveler eşliğinde o çizgi filmleri izlerdik. Elif yanıma, koltuğun üzerine tırmanır, kolumu omzuna sardırır ve dünyanın en mutlu çocuğu olurdu.